Çağrı Yılmaz Röportajı

Kuklacılarla yaptığım röportajlara Arjantin’de yaşayan sanatçı Çağrı Yılmaz ile devam ediyorum. E-posta yoluyla yaptığımız bu sohbetin sizin de ilginizi çekeceğini umuyorum.

çağrı yılmaz

Çağrı Yılmaz ve Kuklaları

Azime Özgen: Şu anda hangi projeler üzerinde çalışıyorsunuz?”
Çağrı Yılmaz: Bir yıldır Buenos Aires’te yaşıyorum. Şu an buranın kültürü üzerine odaklandım. Bir defa dili değiştirmek, düşünme yapınızı da bütünüyle değiştirmeniz anlamına geliyor. Tango’ya bir hayli odaklandım, bir yandan tango kostümleri yapıyorum. Tarihi üzerine araştırmalar yapıyorum. Muhtemelen buna dair bir iş gelecek ama hala zamanı var. Şu an daha veri toplama sürecinde olduğumu söyleyebilirim. Buraya bir tane valizle geldim, şu an epeyce eşyam ve küçük bir atölyem oldu bile, zaman içinde topladıklarım beni bir yere odaklayacaktır, diye düşünüyorum.

Azime Özgen: Kukla sanatıyla ilgilenmeye ne zaman başladınız?

Çağrı Yılmaz: Bu soru o kadar çok ve farklı şekillerde soruldu ki soruyu her seferinde yeniden düşünmeye başladım. Çoğunlukla çocukken kukla izleyip izlemediğimize veya ailede yapan olup olmadığına da ilişkin sorular geldi. Ben bizim kuşağımızın çocuklarının kukla izleyerek büyüdüğüne filan inanmıyorum. O, “küçükken görüp çok sevdiğimiz kuklalar” manşeti bir yalan. Ben de üniversite yıllarıma kadar hiç karşılaşmadım çünkü. Sonraki dönemler hele günümüz çocukları bizlere göre bu konuda daha şanslı o yüzden hep, “ üniversite yıllarında tiyatroyla uğraşırken”, diye yanıtladım soruyu. Bugün böyle düşünmüyorum. Cansız objeden karakter yaratmak çocukluk yıllarımızda çoğunluk evcilik oyunlarında başlayan bir uğraş. Ve evcilik oyunları hiç de anlamsız ve “masum” oyunlar değil aslında. İlk cinselliği, şiddeti, “kötü”lüğü dile getirişimiz, “kötülük”ün uzak tutulduğu hep sterilize edilmeye çalışılan çocuk dünyasında arkadaşlarımızla baş başa kaldığımız evcilik odalarında başlıyor aslında. Bizim çocuk dünyamıza yasak edilmiş her şey dilsiz bir öykü olarak oyunlarda canlanıyor ve evcilik odasındaki oyunun ne olduğu çocuklar arasında büyüklerin dünyasında dile getirilmeyeceğine söz söylemeden gözlerle anlaşıp karar verilen bir sır.

Benim yaptığım kuklalar için herkes hep “neden sevimli değiller, hep biraz ürkütücüler” gibi yorumlarda bulunmuştur, ki bu benim estetik tercihimdir zaten. Ben kukla tiyatrosu için kendi işlerimde “çirkinin estetiği”ni kullanmayı tercih ettim hep. Çünkü ne dünya ne de bizler ne sevimli ne de samimiyiz aslında. Herkes bir öteki için bir kurban. Acı çektiğimiz kadar acı çektirmek işinde de yıllar geçtikçe uzmanlaşıyoruz. Sahnedeki kuklayı canlı olarak kabul edip empati yapabilmemizi sağlayan sihir de burada. Kurbanı direk sahnede özneleştirilmiş olarak görüyor ve katharsis yaşıyoruz. Bu, hepimizin çok iyi bildiği bir dram çünkü.

Azime Özgen: Ne yazık ki ülkemizde, akademik olarak kukla eğitimi sadece Kocaeli ve Dokuz Eylül Üniversiteleri’nde “Sahne Sanatları Bölümleri”nde ve MSGSF, “Sahne Dekorları ve Kostümü Bölümü”nde veriliyor. Profesyonel olarak kukla sanatıyla ilgilenmek isteyenler için önereceğiniz alternatif eğitim kurumları nelerdir?

Çağrı Yılmaz: Evet, MSGSF’de Sahne Dekorları ve Kostümü bölümünde kukla yapımı üzerine eğitim veriliyor. Ancak oynatım ya da kukla tiyatrosu üzerine eğitim veren bir akademik birim bildiğim kadarıyla hala kurulmadı.

Ben Ahşap Çerçeve Kukla Tiyatrosu’nda 2006-2015 yılları arasında sekiz sene boyunca düzenli kukla yapım dersleri verdim. Atölyeye gelip sonra kendi atölyelerini açıp meslektaşım olan çok güzel insanlar da var. Fakat 2015 yılında kukla yapım derslerini durdurdum çünkü Türkiye’den ayrılmaya karar vermiştim. 2016 yılında da Buenos Aires’e taşındım zaten. Kukla tasarımcısı olan sevgili arkadaşım Candan Seda Balaban’ın ve sevgili hocam Haluk Yüce’nin dönem dönem eğitim verdiklerini biliyorum fakat açıkçası detaylı açıklayabileceğim bir bilgiye sahip değilim.

Azime Özgen: Konuyla ilgili yurt dışında eğitim almak isteyenler için hangi ülkeleri ve üniversiteleri öneriyorsunuz?

Çağrı Yılmaz: Benim bununla ilgili sahip olduğum bilgiler çoktan geçerliliğini yitirmiş olabilir diye düşündüğümden bir araştırma yaptım tekrar. Çek Cumhuriyeti, İspanya, Polonya, Fransa ve Kanada’yı önerebilirim. Okullar için güncel bir listeye; www.unima-usa.org/schools-for-puppetry-training/ linkinden ulaşılabilir.

Arjantin’de “University of San Martin” oyun oynamak için gittiğim ve bu vesileyle tanıştığım bir okul. Buradaki kukla bölümünün de oldukça iyi olduğunu söyleyebilirim. Hatta yukarıda okullarla ilgili linkini verdiğim UNIMA; uluslararası kukla sanatçıları birliğidir. Buenos Aires’deki, UNIMA devlet desteği olmaksızın, kendi fonlarıyla her sene çok iyi oyunlar çıkarıyorlar ve teknik anlamda da bizde sadece devlet tiyatrolarının sahip olduğu donanımda şahane iki tane sahneye sahipler. Birbirlerinin işlerini destekleyip bir arada durmaları inanılmaz güzel bir örnek.

Azime Özgen: Sizce kukla yapımı ve oynatıcılığı bir arada mı yürütülmelidir yoksa farklı uzmanlık alanları mıdır?

Çağrı Yılmaz: Çek Cumhuriyeti’nde kukla yapımı, kukla kostümleri yapımı, oynatıcılık, seslendirme ayrı ayrı uzmanlık dalları.

Ama benim kişisel fikrim kukla oynatan kişinin mutlaka yapıma dair bilgi sahibi olması gerektiği yönünde. Yapmayı bilmese de yapıma dair fikir sahibi olmak; çalıştığınız malzeme, malzemenin ağırlığı, oynatma mekanizması gibi faktörlere daha kolay egemen olmayı sağlıyor. Ama yine de kukla oynatmak için illa ki kukla yapmaya gerek yok. Biz de yıllar boyu Ahşap Çerçeve’de oyuncu arkadaşlarımızla çalıştık, çoğu da kukla yapmayı bilmiyordu. Ama prova ve yapım süreci çoğunlukla eş zamanlı gittiğinden yapıma dair de fikir sahibi oluyorlardı.

Azime Özgen: Aslında çok zengin bir kukla kültürümüz var. Osmanlı’nın son dönemlerine kadar geleneksel gölge oyunumuz Karagöz, mistik ve siyasi taşlama içeren metinleriyle yetişkinlere hitap ederken, sonrasında bir çocuk oyunu haline geldi ve giderek de önemini kaybetti. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Çağrı Yılmaz: Açıkçası Karagöz oyunu hakkında yeterli bilgiye sahip değilim. Ama şunu söyleyebilirim ki kukla tiyatrosu ilk ortaya çıkışında (Endonezya, Bali, Java) zaten yetişkin oyunu olarak çıkmıştır. Buradan Avrupa’ya ve Uzak doğu Asya’ya da yetişkin oyunu olarak yayılmıştır. Ama dönem dönem yasaklanmıştır ve yasaklandığı dönemlerde varlığını çocuk oyunu olarak devam ettirmiştir. Örneğin Ortaçağda kilise tarafından yasaklanmış ve bunun hemen sonrasında çocuklara dini öğretmek için yapılan oyunlar olarak yeniden ortaya çıkmıştır. Yasaklama dönemleri genelde çocuklar için yapılmaya başlanan dönemlere tekabül eder. Kuklacılar biçimi değiştirip oyunlarına ve söylemlerine her dönem devam edebilecek bir yol yaratırlar kendilerine. Çünkü kukla oyununun kurgulanma tekniği de budur; neyin yapılamaz olduğunu bulgulamak, ve onu yapmanın yolunu yaratmak.

Azime Özgen: Ülkemizin genelinde kuklanın çocuklara yönelik bir gösteri olduğuna dair bir algı var. Sizce de böyle mi? Dünyada bu konudaki genel fikirler nelerdir?

Çağrı Yılmaz: Bunun sebepleri daha çok ekonomik olabilir görüşündeyim. Tiyatro seyircisi bile çok azken, yetişkin kukla tiyatrosu seyircisi sayısını düşünmek pek zor değil herhalde. Çocuk tiyatrosu ya da Çocuklar için Kukla Tiyatrosu, tiyatroların süreğenliklerini sağlamak için önemli bir gelir kapısı. Sadece bu amaçla çocuklar için oyun yapıldığını söylemiyorum, ama kukla tiyatrolarının devamlılığı için kilit bir nokta. Sonuçta başka bir işiniz olup da hobi amaçlı kukla tiyatrosu yapmıyorsunuz ki, bu işle yaşamak da zorundasınız. Çocuk açısından bakarsak; çocuk kuklayı kesinlikle gerçek olarak algılıyor; yukarıda verdiğim evcilik oyunu örneğinde olduğu gibi. Ve onunla doğrudan iletişim kuruyor.

Yine de son on yıldır ülkemizde kukla tiyatrosunun sadece çocuklar için olduğu algısının yavaş yavaş kırıldığını düşünüyorum. Bu bir alışkanlık meselesi nihayetinde. Kukla tiyatroları yetişkinler için oynamaya devam edip bu algının kırılması için inat ettikçe, yavaş yavaş yetişkinlerde kukla izleme kültürü yayılacak ve oturacaktır. Dünyada nasıl diye bakacak olursak bir defa günümüzde çoğu gösterim artık disiplinler arası diye geçiyor, kategorize edilmiyor; dans, kukla, oyuncu, ışık, fiziksel tiyatro, sirk hepsi bir arada. Sadece kukla izlemeye gitmediğinizi biliyorsunuz. Sadece kukla olan daha klasik diyebileceğimiz oyunlar için bile zaten yetişkinleri için mi değil mi diye bir sorgu yok çünkü kukla tiyatrosu izleme geleneği var.

Azime Özgen: Sizce Kukla Sanatçıları ülkemizde ve dünyada emeklerinin karşılığını maddi ve manevi olarak alabiliyorlar mı?
Çağrı Yılmaz: Kukla Sanatı hiçbir zaman popüler olmayacak bir sanat. Bunu yapan herkes zaten bunu bilerek bu işe başlamış ve böyle kabullenmiştir. Ve dünyanın en mütevazi mesleğidir. Çünkü kuklacı işinde iyi olmak için egosuz olmak zorundadır. Elbette iyi işler yaptığınız sürece yaşamınızı sürdürürsünüz ama neye göre karşılığı kıyaslamak lazım bilmiyorum. Bir oyunun çıkma sürecinde sürekli olarak günlük yirmi saate yakın çalıştığımızı söyleyebilirim. Ama böyle olduğumuz için bunu yapıyoruz zaten, öyle çalışmazsak mutlu olamayız. Galiba bizim yaptığımız işin karşılığı işi iyi çıkarabilmek.

Azime Özgen: Kukla sanatı hakkında söylemek istediğiniz başka şeyler var mı?

Çağrı Yılmaz: Profesyonel olarak yapmayı düşünenlere şöyle diyebilirim; çok okumak zorundasınız, çok görmek zorundasınız, hareketi, müziği, ışığı, sahne plastiğini çok iyi bilmek zorundasınız. Sadece anlamak değil gerçekten bilmek zorundasınız. Kendi bakış açınızı her an değiştirebilir olmak zorundasınız. Bütün bunların sonunda da sadece mutlu olacaksınız. Kimse takdir etmese, ne yaptığınızı bilmese bile gerçekten çok mutlu olacaksınız.

Azime Özgen: Size çok teşekkür ederim.

Not: “Kukla Sanatı” konulu mini dizime ait, diğer yazıları ve röportajları üzerlerine tıklayarak okuyabilirsiniz:

Türkiye’de ve Dünyada Kukla Sanatı

Geleneksel Gölge Oyunumuz Karagöz ve Hacivat

Emin Şenyer (Nam-ı diğer Hayali Saraç Emin) Röportajı

Cengiz Özek Röportajı

-Asuman Sübay Röportajı

-Pınar Akpınar Röportajı

Comments

comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.