20. Yüzyıl Sanat Akımları I: İzlenimcilik nam-ı diğer Empresyonizm

Sanat tarihi boyunca her sanat akımı ortaya çıktığında önce acımasızca eleştirilir, oturduktan sonra göklere çıkarılır, ardından sanatçılar yeni bir akımın arayışına girerler. Bu yazımda, ortaya çıktığında çok tepki alan, belki de modern çağın ilk sanat akımı olan İzlenimcilik nam-ı diğer Empresyonizm‘den bahsedeceğim.

19. yüzyıl sonlarına kadar sanat sergileri, sadece Fransız Kraliyet Resim ve Heykel Akademisi‘nin seçkisiyle “Resmi salon”da yapılıyordu. Bir sanatçının kabul görmesi için katı kurallara sahip akademik jüri tarafından onaylanması şarttı. 1863 yılında Resmi Salon’a kabul edilmeyen 3000 eserin sahiplerinin yaptığı  protesto gösterileri sonucu, Napolyon’un onayıyla, bu eserlerin yer alacağı, alternatif bir sergi olan“Reddedilenler Salonu” ilk kez açıldı. Hem halk hem eleştirmenler tarafından acımasızca tepkiler alan bu salon Paris’te yılın olayı olmuştu. Özellikle Edouard Manet’nin “Kırda Kahvaltı” isimli resmi skandala sebep olmuştur.

Edouard Manet’nin “Kırda Kahvaltı” isimli bu resmi, renklerin hamlığı ve desenlerin sertliği gibi teknik konularda çok eleştiri almıştı. Belki de ilk kez bir eserde mitolojik veya dini bir konu değil, gündelik hayattan figürler yer alıyordu.Çıplaklığın tanrısal bir güzellikle değil gündelik hayatın içinde, küstah bir bakışla birlikte resmedilmesi insanları çok rahatsız etmişti.

1874 yılında ise, “Adsız Sanatçılar Birliği” adı altında toplanan 30 sanatçı, Paris’te tamamen Akademi‘den bağımsız bir sergi açtılar. Aykırı duruşlarıyla dikkat çeken bu sanatçılar, resimdeki tüm kuralları yıkarak çok tepki almışlardı. Eleştirmen Louis Leroy‘un, Claude Monet’in “Gündoğumu” tablosu için “Bu resim bitmemiş, düpedüz izlenimden ibaret” demesiyle, “İzlenimcilik” akımı adını bulmuş oldu.

İzlenimcilik

İzlenimcilik akımının öncülerinden Claude Monet’nin, “Gündoğumu: “Louis Leroy’un”Bu resim bitmemiş, düpedüz izlenimden ibaret” dediği tablo

İlk çağlardan itibaren gerçeğe en yakın görselliğe ulaşmaya çalışan sanatçılar fotoğraf makinesinin icadıyla farklı arayışlara girdiler. Belki de her türlü çılgınlığın ve kural dışılığın yaşandığı 20.yüzyıl sanatının alamet-i farikası buydu. Rönesans’ta zirve yapan gerçekçilik günümüze kadar giderek alaşağı edildi.

 “İzlenimcilik” sanatçıları gördüklerini gerçekliği değil, kendi içlerindeki duyguları resmetmeyi tercih ettiler. Tuvallere klasik perspektif ve sert gölgelemeler yerine ışığın doğa üzerindeki anlık etkileri parlak renklerle işlendi. Anlık izlenimleri yakalamak için de hızlı fırça darbeleri kullanarak yaratılan bu canlılık, klasik resme alışmış gözlerde bitmemişlik etkisi yaratmıştı.

İzlenimcilik

İzlenimcilik sanatçılarından Auguste Renoir’in, Amelie filminde, yaşlı adamın çizdiği tablosu.

Bu dönemde hızlı bir gelişme kaydeden teknolojik gelişmelerin de sanata etkisi büyüktür. Örneğin boyalar tüpte satıldığı için, ressamlar rahatça doğada çalışabiliyor böylece ışığın anlık etkilerini kolayca yakalayabiliyorlardı.

Artık, eski zamanlardaki gibi sadece dini ve mitolojik konular işlenmiyordu. Doğanın yanında, şehir hayatı ve sıradan insanlar da sanatın ilham kaynağı olmuşlardı. Paris cafeleri, barlar, sokaklar, tren istasyonları resmediliyordu.

İzlenimcilik

Camille Pissarro’nun “Montmartre Bulvarı” isimli resmi. O dönem Paris’te, cafeleri müzikholleriyle yeni oluşmaya başlayan şehir kültürü İzlenimcilik sanatçılarını en çok etkileyen konulardandı.

Avrupa ülkelerinin denizaşırı ticaretinin başlamasıyla, kıtaya gelen Japon resimleri de sanatçıları çok etkiledi. Kuş bakışı görünümler, süslemeler, perspektifsizlik sanatçıların eserlerinde yer aldı. Hatta James McNeil, bire bir Japon Estampları tarzında çalışıyordu.

Başlıca “İzlenimcilik” sanatçıları olarak Claude Monet (Yukarıda bahsettiğim öncü sanatçı), Auguste Renoir (Amelie filmindeki yaşlı adamın çizdiği resmin sahibi), Edgar Degas (Fotoğraf kadrajlarına benzeyen dansçı kız resimleri çizer), Cezanne (Kübizm akımını kurarken Picasso’ya ilham kaynağı olan ressam) sayabiliriz.

İzlenimcilik

İzlenimcilik akımı temsilcilerinden Edgar Degas’ın balerinleri konu alan resimlerinden. Sanki fotoğraf karesi gibi değil mi?

Berthe Morisot ve Mary Cassatt gibi kadın sanatçılar da bu dönemde eserler verdiler. Toplumsal ve Eleştirel Sanat Tarihi profesörü Griselda Pollock‘a göre bunun nedeni evdeki sosyal yaşamın “İzlenimcilik” akımının temel konularından olmasıdır.

Yazının girişinde de belirttiğim gibi, “İzlenimcilik”e yapılan bu aşırı eleştiriler ilk değildi. Etkin olduğu yaklaşık 20 yılın sonunda, sanatçılar yeni arayışlara girmişlerdi bile. Keza bir sonraki ses getiren sanat akımı olan “Dışavurumculuk”ta sanatçılar iç dünyalarını çok daha sert bir şekilde ortaya koydular ve bizim “İzlenimcilik” bir hayli naif kaldı.

İzlenimcilik

Henri Matisse’in “Madamme Matisse” isimli tablosu Bu eser “Dışavurumculuk”un Fransa’daki kolu olan Fovizm akımının karakteristik bir örneğidir. Yukarıda da belirttiğim gibi, bu resim İzlenimcilik akımını temsil eden tablolara göre oldukça sıra dışı olduğu görünüyor.

 

Yaratılmış İlk Feminist: Lilith

Bu hafta, geçen yazımda olduğu gibi, mitolojik bir karakterin hikayesini biraz kendimce yorumlayarak anlatacağım. Kahramanımız, Tevrat öncesi, İbrani metinlerinde adı geçen, Adem’in ilk eşi Lilith

lilith

M.Ö. 1800-1750 yıllarında yapılmış Lilith rölyefi

Geçen akşam ne yazsam diye düşünürken, başarı koçum Deniz Türkçünün kızkardeşlik grubuna ait WhatsApp hesabında, kızlardan biri şöyle bir şeyler yazdı: “Adem, etrafında başka bir kadın olmadığı için mi Havva’yı seçti”, “Erkekler seçen, kadınlar seçilen mi olmalıdır hep”. Bu cümlelere baştan mana veremesem de, sohbet uzadıkça Havva’nın edilgenliğinin, bir çok kadının bilinçaltında yaralar açtığını fark ettim. Arkadaşıma “Sen Havva’nın değil Lilith’in kızısın” dedim ve grupta malum hikayeyi biraz da kendi yorumumla anlattım. Bahsi geçen arkadaş, bu öykünün yolunu bulmasına yardım ettiğini söyledi ve benim yazımın konusu ortaya çıktı. Umarım siz de seversiniz.
Talmud, Gılgamış gibi eski metinlerde adı geçen kahramanımız, Adem‘in ilk eşiydi. İkisi de topraktan yaratılmışlardı ve tabiatıyla Lilith eşit olmak istiyordu. Adem hizmet bekliyordu, Lilith,ben de sevişirken üstte olacağım” diyordu, sonuç olarak anlaşamıyorlardı. Feminist ruhlu kahramanımız, yeter artık deyip, cenneti terk eyledi ve güneye gidip Kızıldeniz kıyısında kendine özgür bir hayat kurdu. Adem‘le barışması için aracı olarak yollanan Senoy, Sansenoy ve Semangelof isimli melekleri de kovdu. Üstüne üstlük, kafasına uygun, modern bir erkekle de tanıştı sonunda. İblis Samael isimli ruh eşiyle mutlu bir yuva kurup, her gün yüz tane nur topu gibi cin doğurmaya başladı. Çünkü o güçlü bir kadındı, çocuk da yapardı kariyer de..
Lilith kendi hayatını kurarken, Adem yalnız ve mutsuzdu. Sonunda Tanrı ona kendi kaburga kemiğinden, itaatkar Havva‘yı yarattı. Lilith de çocukları öldürülerek cezalandırıldı, büyük acılar çekti. İntikam için Adem ve Havva‘nın bebeklerini öldürmeye başladı. E haklıydı da bir yerde, nefs-i müdafaa diye bir şey var.
Şakayı bir yana bırakırsak, muhtemelen bu hikaye bir zamanlar kadınlara, erkeklerine karşı itaatkar olmayı öğütlemek için yazılmıştı. Günümüzün değişen değerleriyle birlikte, bir zamanlar iğrenç bir günahkar olarak tanımlanmış olan Lilith bugün, kişilik sahibi ve özgür bir kadın olarak kabul görebiliyor. (Benim yukarda hikayeyi yorumladığım gibi) Feministlerin sembol olarak gördüğü Lilith‘den ismini alan, biri İspanyol biri Çinli iki kadın müzik grubu bile var.
 Lilith‘in Türk ve Altay mitolojilerindeki karşılığı da Alkarısı veya Çarşamba karısıdır. Anadolu’da lohusalara kırmızı kurdele bağlanması ve gece dışarı bebek çamaşırı asılmamasının nedeni de anne ve bebeği bu kötü yaratıklardan korumaktır.
Bu arada konuyla direkt alakası olmasa da, yaygın kanının aksine, kaburga hikayesinin Kuran‘da geçmediğini, sadece İncil ve Tevrat‘ta yer aldığını da eklemek istiyorum.
Mitolojik hikayeler keyifli olmasının yanında, insanlığın geçirdiği evrimi anlamak açısından da önemli bence. Umarım sıradışı ve kişilikli kadının hikayesini sevmişsinizdir.
Sevgiyle, sanatla ve renkli masallarla kalın..

Bloguma İsmini Veren Mitolojik Kahraman “Arakne”nin Hikayesi

Gelen sorular üzerine, bu hafta, sizlere bloguma ve bir seramik eserime ismini veren mitolojik kahraman “Arakne”nin hikayesini anlatacağım.

paulo-veronese-arakhne

Paulo Veronese’nin “Arachne or Dialectics” isimli tablosu (1520)

Yunan mitolojisindeki, Lidya’lı Arakne çok güzel dokumalar yapan, hırs küpü bir kızdır. Yetenekli olduğu kadar küstahtır da. Sürekli “Benim dokumalarımın üzerine yoktur” der, durur. Bu sözler dokumacılar tanrıçası Athena‘nın kulağına gider ve onu çok kızdırır. Athena, Arakne’yi yarışmaya çağırır. Tanrılar Konseyi de jüri olacaktır. Athena, gergefine rengarenk çiçekler işler. Arakne ise gökyüzünü en muhteşem haliyle resmeder ve gerçekten de tanrıçadan daha iyi iş çıkarmıştır.

 Fakat o da ne! Arakne dokumasının bir kenarına Athena‘yı ağzı dikili bir şekilde işlemiştir. Tanrıça çıldırır, sıradan bir insan nasıl kendisi gibi Zeus‘un en kıymetli evladına meydan okuyup hakaret edebilmiştir. Hemen kızcağızı çirkin bir böceğe çevirir ve “Merak etme, yine dokuma yapmaya devam edeceksin ama insanlar senin dantellerinden nefret edecek,onları yırtıp atacak.” der. Arakne artık bir örümcektir…
Yine de hırslı kızımız vazgeçmez. İnsanoğlu eserlerini yırtar, o yine yapar. Tahminlerin aksine sağlamdır da iplikleri. Kurşun geçirmez yelek yapımında bile kullanılır. (Son iki cümle gerçektir, araştırabilirsiniz.)
Ben de hırsıyla, azmiyle, meydan okumasıyla kendime yakın hissettiğim bu mitolojik karakterden yola çıkarak seramik bir örümcek ağına kendi yüzümü işlemiştim. (Geçtiğimiz yaz 44A Galeri’de, “Otoportreler” isimli sergide yer aldı.) Her ne kadar artık giderek daha dingin bir karaktere evrilsem de blogumun isminin de “Arakne’nin Sanat Aşkı” olmasını istedim.

arakne

Arakne ve Tanrılar Konseyi- 2016 (Örümcek ağı formlu seramik enstalasyon.)

Sanırım aslında bir zamanlar bu hikayenin yazılma amacı kibrin, hırsın, övünmenin kötü bir şey olduğunu anlatmaktı. Ama “öz güvenin” ve “sınıfsal eşitliğin” önemli bir değer haline geldiği günümüzde, hikayeyi farklı algılayıp yorumlamakta sakınca görmedim.
Biraz sivri de olsa Arakhne‘yi takdir ediyorum. Bir zamanlar akademide, hocalarıyla yıldızı pek barışmayan bir sanatçı adayıyken, şu anda mezunlar arasında, profesyonel olarak sanatla uğraşan çok nadir kişilerden olduğum düşünülürse, biraz kibir ve hırsın zararı yoktur diyorum.
Sevgiyle ve sanatla kalın, tutkularınızdan vazgeçmeyin…

Not: Her mitolojik anlatı gibi bu öykünün de pek çok versiyonu var. Ben çocukluğumda, radyoda dinlediğim hikayeden aklımda kalanı, yorumumu katarak anlattım.

Hobi veya Profesyonel Olarak Takı Tasarımı -1

Takı tasarımı, 2000’li yılların başından beri popüler bir meslek ve hobi haline geldi. Ben de 2004 yılında, Pera Güzel Sanatlar Akademisi‘nde eğitim alıp, 3 yıl kadar kuyumculuk sektöründe çalışmıştım. (Yıllar sonra, seramik konusunda eğitim alıp kendi atölyemi açtıktan sonra, iki disiplini birleştirip Perivesh by Azime Özgen markasını yarattım.)

dokulu-seramik-taki-2

Dantel dokulu seramik yaka kolye- Perivesh by Azime Özgen

Bu yazıda sizlere boncuk ve benzeri objelerle yapabileceğiniz takılar ve bu malzemelerini alabileceğiniz yerler konusunda bilgilendirmeye çalışacağım. Mum kalıp, metal gibi daha profesyonel tekniklerden ise bir sonraki yazımda bahsedeceğim.
 Boncuklarla takı yapmak, evinizde de yapabileceğiniz çok zevkli bir hobidir. Hem kendi takılarınızı, hem de arkadaşlarınıza vereceğiniz hediyeleri çok ucuza mal edebilirsiniz.

takı tasarımı

Tahta boncuklar

Takı yapım teknikleriyle ilgili kitaplardan ve sitelerden yararlanabileceğiniz gibi, direkt bir ip veya deri kordon alıp zevkinize göre boncukları dizebilirsiniz. Hatta düğme, keçe, bitki tohumları gibi akla hayale gelmeyecek şeyleri kullanarak, kendi çılgın tarzınızı yaratabilirsiniz. (Benim seramik takı yapmam gibi.) Onedio‘da bulduğum bu galeriden faydalanacağınızı düşünüyorum.
Yazının başlarında “hobi” kelimesini kullandım ama takı tasarımı işinden kazanan bir çok insanın olduğunu da söylemem lazım. Yalnız bunu bir iş haline dönüştürmek dışarıdan göründüğü kadar kolay değil. Tezgah kiraları bile bir hayli uçuk. Bir kaç yıl önce boğazdaki lüks bir semtte yapılacak 10 günlük festival için 5000 tl istendiğini duymuştum. İşlerinizi satması için konsinye olarak bir dükkana verdiğinizde de %30-50 civarı komisyon alıyorlar. Sonra rakibiniz de çok fazla var. Yine de umudunuzu kırmak istemem. Tabi ki içinizde, benden çok daha iyi satış teknikleri bulabilecekleriniz vardır.

takı tasarımı

Polimer kilden yaptığım takılar

İstanbul ve civarında yaşayan tasarımcılar olarak çok şanslıyız, neyse ki Eminönü isimli bir cennet var. Doğal taşlardan, tahta boncuklara, metal kolye uçlarından, deri kordonlara, kilitlerden, tellere ihtiyacınız olan her şeyi burada bulabilirsiniz. Size tarihi yarımadadaki , kendi alış-veriş yaptığım yerlerden kısaca bahsedeceğim. Umarım işinize yarar.

                                                                                 Marpuççu Han

marpuccu-han
Mısır Çarşısı‘nın Tahtakale Kapısı‘ndan çıkıp dümdüz yürüyün, ilk sola döndüğünüzde bu sekiz katlı han karşınıza çıkacaktır. 2000 yılına kadar elektronikçiler çarşısı olan bu binadaki dükkanların  artık tamamı takı malzemeleri satıyor.
Benim metal alerjim var. Müşterilerimin de bu konuda problem yaşayabileceğini düşündüğüm için sadece gümüş kaplama kilit ve aparatlar kullanıyorum. Anti-alerjik malzemeleri bulabildiğim için, alış-verişlerimde genellikle bu pasajı kullanıyorum. Tabi alerjiniz yoksa, nikel kaplı ve daha ucuz aparatlar satan dükkanları da bu pasajda bulabilirsiniz.
Camdan yapılmış kum boncukları, envai çeşit deri kordonları, örme tekniğine uygun telleri, çok şık ithal hediye kutularını, ve daha sayamayacağım bir çok güzel şeyi Marpuççu Han‘da bulabilirsiniz.
Takı yapımıyla uğraşmak istemeyenler de çok ucuz ve şık hazır takıları buradan alabilirler.

Güvener Pasajı:

guvener-pasaji
Yine Mısır Çarşısı‘nın Tahtakale çıkışından sonraki ikinci sağa döndüğünüzde Güvener Pasajı’nı kolayca bulabilirsiniz.
Bildiğim kadarıyla, Güvener Pasajı‘nda sadece nikel kaplı takı malzemeleri ve döküm kolye uçları var. (İpucu: Gümüş kaplamaya göre daha ucuz olan bu metale alerjiniz varsa, arkalarına oje sürerek kullanabilirsiniz.)
Bunun dışında pasajda tahta boncuklar, mıknatıslar, silikon tabancaları, nikah şekeri malzemeleri ve doğal taşlar bulabilirsiniz. Mesela, ben Simurg Koleksiyonu‘nda kullandığım kuş tüylerini buradan almıştım.
    Alibaba Doğaltaş:

alibaba-dogaltas
Tahtakale, Sabuncu Hanı Sokaktaki bu rengarenk dükkanda hem takı yapımında kullanabileceğiniz suni ve doğal değerli taşları bulabilirsiniz. Yine takı tasarımı yapmakla uğraşmak istemeyenler, hazır ve ekonomik pek çok takıyı buradan alabilirler.

                                 Çemberlitaş Tavuk Pazarı:
 Çemberlitaş‘ta, “Tavuk Pazarı” olarak bilinen bu sokakta A’dan Z’ye kuyumculukla ilgili her şey var. Bir sonraki yazımda size burayı ayrıntılı olarak anlatacağım.
2013 yılında, Nişantaşı‘nda, Galeri Eksen’de, karma bir takı sergisine katıldım. Serginin küratörü takılarımın kilit ve zincirlerinin kaplama değil hakiki gümüş olmasını istediği için buradan 925 ayar gümüş  malzemeler almıştım. Tabi fiyatlar diğerlerine göre bir hayli yüksekti. Örneğin o dönemde, nikel bir yüzük aperesi 30 kuruş, gümüş kaplama olanı 1 lira iken, 925 ayar gümüş apere 8 liraydı.

Seramik Çamuru, Polimer Kil ve Air Dryer nedir? Farkları, Avantajları, Dezavantajları Nelerdir?

“Seramik sanat mıdır?” isimli yazımda, çamurla çalışmaya yeni başlayacaklar için temel bilgiler vermiştim. Bu yazıda ise malzeme olarak seramik çamuru ve alternatifi olabilecek polimer kil ve air dryer hakkında daha ayrıntılı bilgiler vereceğim.
Kil de dediğimiz seramik çamuru, doğada bulunan dolomit, sülyen gibi ham maddelerin endüstriyel makinelerde öğütülüp belli oranlarda karıştırılmasıyla hazırlanır. Yapımı zor olduğu için sanatçıların bir çoğu, vakumlu, hazır çamurları kullanırlar. Kil çeşitlerini incelemek ve satın almak için, benim de alışveriş yaptığım Hobi Seramik‘in sitesini ziyaret edebilirsiniz.
Seramik çamurunu şekillendirmek için, diğer malzemelere göre fazla kas gücü gerektirmez. Yaprak, dantel gibi dokulu objeleri kullanarak seramik plakalara çok güzel desenler yapabilirsiniz. Fiyatı da uygundur. (Klasik çömlekçi çamurunun 20 kilosu 22 tl.)

Seramik çamuru

Seramik çamuru ve şekillendirme aletleri

Çamurun dezavantajlarına gelirsek: Kilden objeler yapıldıktan sonra yaklaşık bir hafta kurutulmalıdırlar. Sonrasında özel seramik fırınında, cinsine göre 800-1000 derece arasında, 7 saat civarında pişirilir. Sonra “sır” dediğimiz seramik boyası uygulanır ve bu kez sırın cinsine göre, yeniden 1000-1080 derecede pişirilir. Fırının soğuması da yaklaşık 1,5 gün sürmektedir. Yani kısaca bu sanatı yapmak için yüksek derecelere çıkan bir fırına ve bolca sabra ihtiyacınız var. Tabi, sonuç o kadar güzel oluyor ki bence buna değiyor.

dokulu-seramik-taki-2

Yazıda anlattığım gibi, dantelle doku verilmiş seramik plakadan yaptığım yaka kolye.

Eğer, bir atölyeye gitmeden evinizde yapacağınız bir hobiniz olsun istiyorsanız, kendinden renkli bir seramik hamuru olan polimer kille çalışabilirsiniz. Polimer kilden hazırlanan objelerin kurumasını beklemenize gerek yoktur. Ev fırınında, 130 derece, eserlerinizi fırınlayabilirsiniz. En çok bilinen marka Fimo ve ucuz bir alternatif olan Cernit bana fazla sert geliyor. Sculpey yumuşak kıvamı ve zengin renkleriyle favori markam. Sculpey bulamadığım zaman aldığım Premo‘dan da memnun kalıyorum.
Fakat her güzelin bir kusuru olduğu gibi, polimer kil de oldukça pahalı bir malzeme. 60 g.’lık mini paketlerin 8-15 tl arasında değişiyor. (Ki genellikle ne kadar çok renk kullanırsanız o kdar güzel oluyor) Bu yüzden polimer kil, toka, takı, magnet, notluk gibi küçük objelerin yapımına daha uygun.

Polimer kil

Polimer kille yapılmış takılar.

Bir de hiç fırınlama gerektirmeyen, havayla kuruyan killer var. (Air dryer clay) Fiyatları da polimer kile göre çok daha makul. Atölye dışında da workshoplar verdiğim için bu tarz malzemelere ihtiyacım oluyor. Bu nedenle Das markayı denedim ama memnun kalmadım. Bana kıvamı fazla vıcık vıcık geldi ama tabi doğal seramik çamuruna alışık olduğum için olabilir. İlginizi çektiyse denemenizi tavsiye ederim. Kuruduktan sonra akrilik, guaj gibi boyalarla renklendirebilirsiniz.
Eğer hiç masrafa girmeyeyim diyorsanız evde tutkal, gliserin, nişasta gibi malzemelerle kendi seramik hamurunuzu hazırlayabilirsiniz. İnternet ortamında bir çok tarif var. Önümüzdeki günlerde ben de bu konuda bir çalışma yapıp reçetemi ve yaptığım objeleri sizlerle paylaşacağım.
Umarım kendine bu tarz bir hobi seçmek isteyenlere yardımcı olabilmişimdir.  Polimer kil ve seramik konusunda daha fazla görseli ve benim yaptığım atölyeleri  merak ediyorsanız kişisel tanıtım sitemdeki workshoplar bölümünü ziyaret edebilirsiniz. Sorularınız varsa cevaplandırmaktan mutluluk duyacağım.
Sevgiyle ve sanatla kalın…

Hayatınızda Fark Yaratacak Sanat ve Hobi Kursları

Son yıllarda sanat ve hobi kursları yapan çeşitli branşlardan atölyeler giderek artıyor. Bence insanların dedikodu yapıp avm gezmek yerine kendileri için kaliteli vakit yaratmaları çok mutluluk verici. Yalnız benden workshoplarım için bilgi alan insanların büyük bir kısmı başaramamaktan korkuyor. Onlara yapım tekniklerini öğrenip, sakin ve sabırlı bir şekilde kendilerini çamura verdiklerinde, güzel şeyler çıkarmamalarının imkansız olduğunu anlatıyorum hep. Çoğu zaman sonrasında yaptıkları şeylerin güzelliğine kendileri bile inanamıyorlar.

Bu yazıda piyasadaki katılabileceğiniz kurslar hakkında size bilgi verip seçim yapmanızı kolaylaştırmak istedim. Bir sonraki yazımda ise sadece kendi workshoplarımın içeriğinden bahsedeceğim.

Resim workshopları: Sanırım resim, kendine sanat ve hobi kursları bulmak isteyen kişilerin ilk aklına gelen sanat dalı. Piyasada çok fazla resim kursu var ama bana göre en iyisi çalışmalarını beğendiğiniz bir ressamın atölyesinde eğitim alıp, onun ekolünden yetişip, üzerine kendinizden birşeyler koyarak tarzınızı yaratmanızdır.

Size beni güzel sanatlara hazırlayan hocam Metin Telçeker‘e ait olan “Atölye Mart”ı ve yine akademi mezunu arkadaşım Aysun Koca‘nın atölyesini tavsiye edebilirim. İletişim bilgileri:

Aysun Koca Resim Atölyesi (Şişli): www.instagram.com/aysunnkoca/
Atölye Mart (Nişantaşı):            www.atolyemart.com/ 0212) 219 0878

Sanat ve Hobi Kursları

Öl-me-k !! Kokusu ağır ve güzel.-Aysun Koca (70 × 50 Yağlı Boya)

 

Heykel workshopları: Malzemenin sertliğinden dolayı mermeri şekillendirmek bir hayli zordur, kullanımı tehlikeli olabilecek elektrikli aletler kullanılır. Keza bronz da öyle. Bu nedenle hobi amaçlı heykel workshoplarında genellikle ahşapla çalışıyor. (Aslında bir gün zaman bulursam ahşap heykel yapmayı ben de istiyorum. Bu kararımda Fransız heykeltraş Arseniy Lapin‘in eserlerinin çok etkisi oldu, facebook grubuna bir göz atmanızı tavsiye ederim.)

Seramik Workshopları: Seramik çamuru yumuşaklığı sayesinde hem heykel, hem tabak-çanak, hem takı, hem aklınıza gelecek hem herşeyin yapılabileceği muhteşem bir malzemedir. Yapılan işler özel fırınlarda, 1000-1250 derece gibi çok yüksek derecede pişirilir. Benim âşık olduğum bu malzemeden daha size çok bahsedeceğim. Zaten bir sonraki yazımda kendi workshoplarımın ayrıntılı içeriğini yazacağım.

Sanat ve Hobi Kursları

Seramik çamuru ve aletleri

 

Ahşap boyama: Daha çok kadınların tercih ettiği bu kurslar oldukça yaygın. Bildiğinizi tahmin ettiğim gibi ahşaptan yapılmış tepsi, sehpa, vazo gibi objeler üzerine resimler yapıp boyuyorsunuz veya peçeteden transfer yapıyorsunuz. Açıkçası ortaya çıkan ürünleri çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Ama sevenler için hem rahatlamak hem de evine ve sevdiklerine hediye etmek için güzel bir uğraş. Tabi bambaşka fikir ve desenler kullanarak çalışmalarınızda fark da yaratabilirsiniz.

Cam üfleme kursları: Murano camları olarak da bilinen muhteşem ve rengarenk kase, vazo ve heykeller, sıcak camdan üfleme tekniğiyle yapılır. Bu yöntem için oldukça fazla kas gücüne ihtiyacınız vardır. Ama boncuk ve minyatür objeler yapabileceğiniz, genellikle günübirlik olan sanat ve hobi kursları tercih edebilirsiniz.

Cam mozaik ve vitray : Camı seviyorsanız ama üfleme tekniği size tehlikeli geldiyse mozaik ve vitray kurslarına katılabilirsiniz. Plaka halinde alacağınız renkli camları özel aletlerle keserek veya kırarak panolar, abajurlar, sehpalar ve daha bir çok obje yapabilirsiniz.

Polimer kil: Polimer kil hamuru , seramik çamuruna alternatif, renkli bir malzemedir. En büyük avantajı normal yemek fırınlarında 110 ila 130 derece arasında pişebilmesidir. Kursu aldıktan sonra çalışmalarınıza rahatlıkla evinizde de devam edebilirsiniz. Dezavantajı ise biraz daha pahalı olması. (20 kg seramik çamuru ortalama 23 tl iken 57 g. polimer kil 8-12 tl arasında değişiyor) Atölyemin dışında da workshop vermem konusunda çok fazla talep gelince bu malzemeyle çalışmaya başladım. “Workshoplarım” yazısından sonra size polimer kil çeşitleri ve yapılabilecekler konusunda başka başlıklar altında da bilgi vereceğim.

Sanat ve Hobi Kursları

Polimer kilden yaptığım notluk ve fotoğraflıklar

Terrarium: Terarium’u kısaca cam bir fanusun içindeki çeşitli bitkilerden oluşan küçük bir ekosistem olarak tanımlayabiliriz. Doğaseverler için bir çok terarium workshopu alternatifi mevcut. Açıkçası çok bildiğim ve ilgilendiğim bir konu olmadığı için fazla da bilgi veremiyorum ama görsel olarak gerçekten çok güzeller. Belki ilerde seramik bir kapta yaparım diye düşünüyorum.

Mandala: Mandala Tibet‘li rahiplerin yaptığı bir meditasyon yöntemidir. Basitçe, bir merkez etrafında dönerek devam eden şekillerden oluşur diyebiliriz. Orijinali renkli kumlarla yapılırken günümüzde genellikle kağıt üzerine çizilip renklendirilir. Yaparken hissettiğiniz duyguların, mandalaya aktarıldığına inanılır. Ben ise mandala workshoplarımda seramik plaka ve takılara çizim yaptırıyorum, böylece üzerinizde taşıyabiliyor veya evinizde sergileyebiliyorsunuz. Kimbilir, belki gerçekten mandalanız sizi bir tılsım gibi korur…

Sanat ve Hobi Kursları

Seramik üzerine mandala çizimi

Yemek workshopları: En popülerleri pasta, kurabiye olmakla birlikte, tapas, taze makarna, sushi gibi bir çok çeşidi var. Pasta süslemede kullanılan şeker hamurunun kıvamı seramik çamuru gibi yumuşak ve elastik olduğu için aklınıza gelen her şeyi yapabiliyorsunuz. Bu kurslarla işe de dönüştürebileceğiniz bir hobi sahibi olabilirsiniz. Ama tabi bunu düşünecekseniz dikkatli olun derim, son yıllarda pek çok kadın bu kurslara gidip, yaptıklarını internet üzerinden pazarlamaya çalışıyor, rakibiniz çok.

İster profesyonel, ister hobi amaçlı olsun, aldığınız sanat ve hobi kursları hayatınızı renklendirip, yepyeni insanlarla tanışmanızı sağlayarak sizi mutlu edecektir.

Sevgiyle ve sanatla kalın…

Arkadaşlarla Yapılabilecek Ev Partileri, Kutu Oyunları ve Atıştırmalıklar

Aslında bu siteyi hazırlarken ne yapmak istediğimi çok iyi biliyordum ama aklımdaki konsepti adlandırmakta zorlanmıştım. Sanatla, kutu oyunlarıyla, workshoplarla, etkinliklerle ilgili yazılar yazmak istiyordum. Konular birbiriyle alakasız görünse de aslında bana göre keyifli, dolu dolu, mutlu bir hayat yaşamak için gerekli olan şeylerdi bunlar. Bu sebeple dördüncü yazımı arkadaşlarımızla yaptığım ev partileri konusuna ayırmak istedim.
Yemek yapmak benim hobilerimden biridir. Eve misafir çağırdığımızda Osmanlı, Çukurova gibi farklı konseptlerde masalar hazırlamayı çok severdim eskiden. Ama son yıllarda farkettim ki gecenin önemli bir kısmı servis, masa toplamayla geçiyor. Ayrıca 7-8 çeşit yaptığım zaman mutlaka bir kısmı ziyan oluyordu. Artık pratik birkaç çeşitle açık büfe kuruyorum ve bütün gün veya gece dostlarımla rahatça eğleniyorum. Size bu kolayca yapılan atıştırmalıkların tariflerini de veririm belki ilerde.

 Tabu, Trivial Pursuit, Scrabble gibi kutu oyunları evde yaptığınız toplantılara acaip renk katıyor. Tabu benzeri bir oyun olan Cranium ise favorim. Bu oyunun aşamalarından biri de içinden çıkan oyun hamurunu şekillendirerek kelime anlatmak. Sakın “sen seramikçisin, rahat anlatırsın” demeyin, bazen el becerisi olmayanlar, basit ve hızlı yapılmış formlarla daha iyi anlatabiliyorlar. Hatta sanatçı arkadaşların mükemmel şekillendirmeye uğraşırken iş işten geçebiliyor. Yani diğer oyunlarda olduğu gibi pratik zeka ve hız daha önemli. Aslında masa oyunlarının tarihi Sümerlere kadar gidiyor, yine yakında bu konuyu da konuşacağız.

Ev partileri ve en güzel oyuncağı

En sevdiğim oyunlardan biri, ev partileri yıldızı: Cranium

Biraz düşünerek ev partileri bambaşka renklerle zenginleştirilebiliyor. Mesela 3 yıl önce İstanbul Şehir Tiyaroları’nda, Broadway uyarlaması“Cabaret” oyunu sahneye konmuştu. Ben zaten 1972 yapımı, Lisa Minelli‘nin başrolünü oynadığı film versiyonuna aşığımdır. Çok yakın 7-8 arkadaşımla bir program yaptım. Haftasonu hep beraber tiyatroya gittik. Bir sonraki haftasonu da bizim evde toplanıp filmi seyrettik. Hatta tatlı workshoplarına katılan bir arkadaşım fotoğraftaki pastayı yaptı. Bizden çok genç olan arkadaşlarımın hepsi filmi ilk kez seyrettiler ve bayıldılar. Bu arada sunucu rolünde oynayan Mert Turak’ı da tebrik etmek istiyorum. Açıkçası oyunu izlemeden önce eşimle Joel Grey’den sonra bu rolü oynayan kişinin çok ezileceğini konuşmuştuk ama Turak karakteri mükemmel yorumlamıştı.

temalı ev partileri

Cabaret temalı pasta ve ben

Yani sanat her yerde, sanatı hayatınıza alın, renklenin, çevrenizi de renklendirin…

Bir Sanatçı veya Sanatsever Olabilmek İçin Okuyabileceğiniz Kitap, Dergi ve Siteler

Bir önceki yazımda profesyonel bir sanatçı olmak istiyorsanız bir bilgi birikimine sahip olmanız gerektiğini söylemiştim. Aslında bunun için bu işi meslek olarak da yapmanız şart değil. Sanatla ilgili okuyup fikir sahibi olarak ve etkinliklere katılarak kendinizi yepyeni biri yapabilir ve bambaşka bir hayata sahip olabilirsiniz.
Bir Sanatçı veya Sanatsever Olabilmek için başlangıcı uygarlık ve sanat tarihi kitaplarıyla yapmanızı öneririm. Eğer tam anlamıyla bir kitap kurduysanız William H. Mcneill’in “Dünya Tarihi”yle başlayabilirsiniz, biraz ağır ama bana çok şey katmış bir kitaptır. Gombrich‘in “Sanatın Öyküsü” ve Heinrich Wölfflin‘in “Sanat Tarihinin Temel Kavramları” da yeni başlayanlar için ideal eserlerdir.

Bir Sanatçı veya Sanatsever Olabilmek

Bir Sanatçı veya Sanatsever Olabilmek için müthiş bir başlangıç: William H. Mcneill “Dünya Tarihi

Mağaralara yapılan duvar resimlerinden günümüz sanatına kadar pek çok akıma ve tarza özel olarak değinen pek çok kitaptan ilgi alanınıza göre seçim yapabilirsiniz.

Ben çağdaş sanatı daha iyi anlamanız için Ahu Antmen‘in “20.yüzyıl Avrupa Sanatı”kitabını özellikle tavsiye ediyorum. Yine mitoloji hakkındaki kitaplar size sanatsal üretim yaparken ilham verecekler ve hayatınıza farklı renkler katacaklardır. Mitoloji deyince akla ilk olarak eski Yunan gelse de dünyanın her yerinden halkların tanrılarına ait hikayeler vardır. Mesela ben geçenlerde Yaşar Çoruhlu‘nun “Türk Mitolojisinin Ana Hatları” kitabını aldım ama henüz başlayamadım.

Piyasadaki Rh+, Genç Sanat gibi dergileri takip etmek de sizi hem geliştirecek hem de sergiler gibi katılabileceğiniz kültürel aktiviteler konusunda fikir verecektir. Ufak da bir tüyo vereyim, eğer kitap ve dergileri satın almak bütçenizi zorluyorsa, Karaköy’deki Salt Galatanın çok zengin bir kütüphanesi var, ortamı da çok huzurlu. Evinize ve işinize yakınsa dinlendirici bir mola verebilirsiniz. Belki şehrin başka noktalarında da benim bilmediğim böyle yerler vardır, kim bilir…

Salt Galata'

Salt Galata’nın  şık mekana sahip ve zengin içerikli kütüphanesi

Bu konularda katılabileceğiniz özel eğitim ve seminer programlarından size daha sonra ayrıntılı olarak bahsedeceğim. Ama bir sonraki yazım arkadaşlarınızla ve ailenizle yapacağınız alternatif partilerle ilgili . Malum sitemizin konsepti sadece sanatı kapsamıyor.

Eğlenceyle, sanatla ve sevgiyle kalın…

Bağlantı

Güzel Sanatlar Fakültelerine Alternatif Sanat Eğitimleri ve Hobi Kursları

Bir önceki yazımda sanatçı olmak isteyen ama dört yıl bir üniversite okuma imkanı olmayan veya istemeyenler için fikirler vereceğimi söylemiştim. Açıkçası akademinin bir sanatçıya kattıkları yadsınamaz. Sonrasında da özgeçmişinizdeki bu şık etiket çok işinize yarayacaktır. Ama gerçekten sanatla profesyonel veya hobi olarak ilgilenmek istiyorsanız alabileceğiniz pek çok Alternatif Sanat Eğitimleri ve Hobi Kursları var.

Güzel Sanatlar Fakültelerine Alternatif Sanat Eğitimleri ve Hobi Kursları

2015 Adalar Sokak Festivali kapsamında, Heybeliada’da yapılan “Barış Duvarı” etkinliğinden

Mesela, halihazırda üniversite mezunuysanız, farklı bölümlerden öğrenci kabul eden bir yüksek lisans programına başlayabilirsiniz. Böylece dört değil iki yıl okumuş olursunuz. Hem de eğitim saatleri esnek bir bölüm tercih ederseniz çalışmaya devam da edebilirsiniz.

Bunun dışında pek çok özel atölyede yapılan hobi kursları ve sanatsal workshoplara ve  katılabilirsiniz. Resim, heykel, seramik, cam, minyatür, mozaik, ahşap gibi pek çok disiplinde eğitim veren kişi ve kurumların sayısı sürekli artıyor. Zaten “Hayatınızda Fark Yaratacak Sanat ve Hobi Kursları” başlıklı bir sonraki yazımda bu kursların içeriklerini size uzun uzun anlatacağım.
Bana göre kendiniz için workshop seçerken bu eğitimi neden almak istediğiniz çok önemli. Eğer keyifli bir hobiniz olması için eğitim alacaksanız, seçtiğiniz atölyede çalışmanız yeterli. Ama eğer sanatçı olmak ve bu işi profesyonel olarak yapmak istiyorsanız, kendinizi fikren de geliştirmelisiniz. Bunun için tavsiyem sanat tarihi, sanat akımları, mitoloji gibi konularda kitaplar okumanız ve seminerlere katılmanızdır. Bir sonraki yazımda size bu konuda da önerilerde bulunacağım. Ayrıca sergi, bienal, sanat fuarları, seminerler gibi etkinlikleri takip etmeniz de size çok şey katacaktır.

Güzel Sanatlar Fakültelerine Alternatif Sanat Eğitimleri ve Hobi Kursları

Kırmızı seramik çamuru ve malzemeleri

Gördüğüm kadarıyla, olgun yaşlarda sanat eğitimi almak isteyen insanların çoğu maddi imkansızlıklardan yakınıyorlar ve tabi ki haklılar.  Eğer özel atölyelerin ücretlerini karşılamakta zorlanıyorsanız İsmek ve Halk Eğitim Merkezleri’nin açtığı hobi kursları da sizin için uygun olacaktır. Ama dediğim gibi profesyonel ve güzel işler ortaya çıkarmak için sürekli okuyup araştırmanız ve kendinizi geliştirmeniz gerekiyor.

Sanatla ve sevgiyle yaşayın…

Kurumsal Hayatın Sıkıcılığı ve Çıkış Yolları

Merhaba. Taze blogum “Arakne’nin sanat aşkı”ndaki ilk yazıma kendimi sizlere tanıtarak başlamak istiyorum. Ben Azime, çok güzel bir ev/atölyem var, duvarlarındaki resimleri de kendim çizdim. Burada seramik heykeller ve takılar yapıyorum. Aynı zamanda sanat yapmak veya sadece rahatlamak isteyen dostlara workshoplar veriyorum. Çalışmadığım zamanlarda genellikle seyahat ediyorum, sanat etkinliklerini takip ediyorum ve yemek yapıp arkadaşlarımla vakit geçiriyorum. Kurumsal hayatın sıkıcılığı ve çıkış yolları başlığını seçmemin nedeni ise bir zamanlar sevmediğim bir masa başı işinde mutsuz geçirdiğim günler ve yolumu seçme hikayemi sizlerle paylaşmak istemem.

mandala-10

Sanatsal workshoplara katılmak kurumsal hayatın sıkıcılığı ile baş etmek için iyi bir yol.

Küçüklüğümden beri resim yapan ve hayaller kuran bir çocuk olmama rağmen, her başarılı öğrenci gibi mühendis veya doktor olmaya şartlanmıştım. Böylece üniversitede Jeoloji Mühendisliği okudum fakat aklım hep sanattaydı. Pera Güzel Sanatlar Akademisi‘nde takı tasarım eğitimi alıp bir atölyede, endüstriyel takı tasarımcısı olarak işe başladım. Ama bu da beni tatmin etmemişti, özgürce sanat yapmak isteğimi bastıramıyordum.  Üç yılın sonunda zor da olsa istifa edip, güzel sanatlar akademileri için hazırlanmaya başladım. Her bakımdan çok zor bir karardı, herkes para kazanmayı bırakıp ikinci bir üniversite okuma kararımı aptalca buluyordu. Ama dediğim gibi başka bir şey düşünemiyordum. Sonunda Marmara Üniversitesi’nde, ilk tercihim olan seramik bölümüne girdim.

Kurumsal Hayatın Sıkıcılığı

Atölyem ve duvarda başlayıp tavanda biten stilize Şahmaranım

Ne yazık ki ülkemiz yanlış yapılmış tercihler ve gerçekleştirilememiş hayallerle dolu. Bu blogu yazma amaçlarından biri de benim gibi olan insanlara, elimden geldiğince fikirler vermek ve hayatlarını güzelleştirmeye yardım etmek. Tabi ki bu ekonomik koşullarda herkes içinden geldiği gibi davranıp, köprüleri atamayabilir ama mutlu olabilecekleri alternatif bir yolun bulunabileceğine inanıyorum. Bu yol bir hobi kursu, workshop veya yüksek lisans programı olabilir. Belki cevabın ne olduğunu birlikte bulabiliriz. Hafta bitmeden yazacağım, bir sonraki yazımın başlığı “Güzel sanatlar fakültelerine alternatif sanat eğitimleri” olacak.

Yorum bölümünden bana, aklınızdaki tüm soruları sorabilirsiniz. En kısa zamanda cevaplayacağım. Sanatla ve neşeyle kalın.

 

Sevgilerimle,
Azime Özgen