Kadının Başrolde Olduğu Nadir Bir Aşk Hikayesi: Yusuf ile Züleyha

Herkese mutlu bir sevgililer günü diliyorum güzel dostlar. Her ne kadar, mantıklı insanlar , kapitalizmin bu gibi tarihleri, hediye sattırma amaçlı yarattığı konusunda bas bas bağırsa da ben özel günlerin hayatımıza renk katmasından çok memnunum. Ayrıca paranız olması da şart değil bence, makarnanın üzerine ketçapla kalp yapar yersiniz birlikte. Hatta sevgiliniz yoksa annenize veya arkadaşınıza da gül verebilirsiniz, maksat keyif değil mi? Günün anlam ve önemine yakışan bir konu düşünürken aklıma “Ahsen-ül Kasas” yani “hikayelerin en güzeli” diye adlandırılan “Yusuf ile Züleyha” isimli aşk öyküsü geldi. Sizlere naçizane kendi yorumumla anlatmaya çalışacağım.

Yusuf ile Züleyha

Aşk Tanrıçaları ve Sevgilileri-2013 (Ajurla işlenmiş seramik formlar)

Benim bu hikayeyi seçmemdeki neden , gerek doğu gerek batı kaynaklı aşk masallarında kadınlar son derece edilgen kahramanlarken, Züleyha‘nın son derece baskın bir karakter olmasıdır. Yani klasik masallarda şövalye ruhlu erkekler aşkı için çarpışıp, maceradan maceraya koşarken, kadınlar hep güzellikleri ve masumiyetleri ile anlatılırlar. Yusuf ile Züleyha ise bunun tam tersidir. Çılgın aşık Züleyha, yakışıklılar yakışıklısı ve pek bir nazlı Yusuf için kendini paralar. Çıldırır, evliliğini mahveder, parasını kaybeder, gözü kör olur vs. vs..

 Bu uzun hikayenin en yaygın versiyonunu bilmeyenler için kısaca anlatmak gerekirse: Yusuf, Hz.Yakub‘un çocuklarının 12.si ve en sevilenidir. Rivayete göre, dünyadaki güzelliğin yarısı Yusuf’a, yarısı da diğer insanlara verilmiştir. (Hatta çok yakışıklı erkeklere “Yusuf yüzlü” derler.)  Yusuf, rüya tabiri ve astroloji gibi konularda yeteneği olduğu için kardeşleri gibi tarlada çalışmaz. Gerek bu yüzden gerek daha çok sevildiği için , ağabeyleri onu kıskanırlar. Bir gün Yusuf’u, çölde bir kuyuya atıp, babalarına da ölüm haberini götürürler.

 Yusuf‘u kuyudan çıkaran bir tüccar, Mısır Kralı’nın vezirine köle olarak satar. Çocuğu olmayan bu zengin adam Yusuf’u evladı gibi yetiştirir. Vezirin güzel ve asil karısı Züleyha, büyüyüp serpilen Yusuf’a karşı tutku dolu bir aşk duymaya başlar. Bir gün onu odasına çağırıp, birlikte olmak ister, Yusuf da kadına arzu duymasına rağmen inançlı ve efendisine sadık olduğu için reddeder. Çılgına dönen Züleyha, Yusuf‘un gömleğini arkadan tutup yırtar ve iftira atıp, kendine saldırdığını söyler. Vezir, evlatlığının masumiyetine inansa da, Mısır‘da, üst sınıftan insanlar arasında dedikodular başlar.

Bir gün Züleyha, kendisi hakkında konuşan ve onu kınayan kadınları evine davet eder. Misafirler ikram edilen meyveleri bıçakla soyarken, Yusuf’u salona çağırtır. Yakışıklı genci gören kadınlar, hayranlık ve şaşkınlıkla ellerini keserler. Züleyha, “benim nasıl bir aşkla yandığımı anladınız mı?” diye sorar onlara.

En sonunda , Vezir dedikodularla başa çıkamaz ve Yusuf‘u zindana atılır. Yıllar sonra Mısır kralı rüyasında , “yedi zayıf ineğin yedi besili ineği yediğini ve yedi yeşil başakla yedi kuru başak” görür. İsabetli rüya tabirleriyle ünlü Yusuf‘tan yardım isterler ve yedi yıllık bolluğun ardından yedi yıl kıtlık geleceği cevabını alırlar. Gerçekten de dediği çıkar ve alınan önlemler sonunda halk açlık çekmez. Böylece Yusuf kralın önemli bir adamı olur, saygınlığa ve zenginliğe kavuşur.

 Züleyha ise bu arada evliliğini gençliğini güzelliğini kaybeder. Küçük bir kulübede yaşamaktadır.Gözleri kör olur. Ama putperestlikten dönüp, hidayete erer.

Hikayenin sonunda Yusuf, Züleyha‘yı affeder, Allah da dualarını kabul edip ona gençliğini ve güzelliğini geri verir. Evlenip 3 çocuk yaparlar ve mutlu son olur…

Yusuf ile Züleyha

Nazan Bekiroğlu’da, 2000 yılında, “Yusuf ile Züleyha”yı yeniden yorumlamıştı.

Doğuya ait pek çok hikaye gibi Yusuf ile Züleyha‘nın da, bir sürü versiyonu vardır. Tevrat, Kuran gibi kutsal kitaplarda, Züleyha‘nın adı geçmez, sadece Yusuf’a aşık olup iftira atan kötü kadın diye bahsedilir. Sonraki dönemlerde, Arap, Yahudi ve Pers Edebiyatları’nda bu hikaye destanlaştırılırken, Züleyha, daima büyük aşkı nedeniyle mazur görülmüş ve aşkına karşılık bularak ödüllendirilmiştir. Bir bakıma, bu hikaye Züleyha‘nın uğruna her şeyi göze aldığı bu büyük aşkı sayesinde Orta doğu Folklörü’nün en önemli destanlarından biri olmuştur. (İlgilenenler, Orta doğu’nun yine feminist bir mitolojik kahramanı olan Lilith‘in hikayesini de okuyabilirler.)

Sizlere bu kadar yıkıcı olmasa da büyük aşklar yaşamanızı dileyerek yazımı bitiriyorum. Sevgiyle, renklerle, sanatla ve edebiyatla kalın…

Nardugan Bayramı ve Ayaz Ata

Yine bu aralar iyice sardığım, mitoloji konulu bir yazıyla karşınızdayım. Ülkemizin bol kutuplu ve gerilimli şu son günlerinde yılbaşı kutlamaları karşıtı eylemler ve sosyal medya paylaşımları bu yıl iyice şiddetlendi. Hatta alt tarafı çocuklara hediye veren, sevimli bir simge olan Noel Baba, fena halde batının sömürgeciliği ve kapitalizmiyle özdeşleştirilen, korkunç bir sembol haline getirilmeye başlandı. Açıkçası bu konuda uzun uzun yazmayı da düşünmüyorum. Çünkü “isteyen istediğini giysin, istediğini kutlasın, istediğini içsin” gibi kısacık cümlelerin bütün sorunların çözümü olduğunu düşünüyorum, belki de benim zekamda bir sorun vardır. Tabi bu konuda tatmin olmayanlar için alternatif bir bakış açısı da sunabilirim, az sonra size anlatacağım Nardugan Bayramı ve soğuk tanrısı Ayaz Ata ile yılbaşı kutlamalarının öz kültürümüze ait bir değer olduğunu anlayacaksınız.

nardugan bayramı

Ayaz Ata

 Nardugan Bayramı, Orta Asya‘da, Ön Türkler tarafından 22 Aralık’ta kutlanırdı. Yılın en uzun gecesi olan 21 Aralık gecesi sonrası, gündüzlerin giderek uzaması, yani günün geceyi, aydınlığın karanlığı yenmesi nedeniyle bu gün seçilmiştir. Nardugan‘da, bölgeye özel Akçaçam Ağaçları süslenir, özel yemekler hazırlanır, yaşlılar ziyaret edilir ve kopuz çalıp eğlenilirdi.
Ön Türkler‘den Sümerler‘e ve Anadolu‘ya, oradan da Roma‘ya geçen bu geleneğin Noel‘in atası olduğu çok açıktır. Yani, başlangıçta kutlanan“güneşin doğuşu”dur. Daha sonra bu “İsa Peygamber’in doğumuna” atfedilmiştir.
Aynı şekilde, pek çok Orta Asya Mitolojisinde yer alan, soğuk tanrısı Ayaz Ata, gerek çocuklara hediyeler dağıtması, gerek de görünüşüyle, Noel Baba’nın öncülü olduğu kuvvetle muhtemeldir.
Genellikle Ay Tanrısı tarafından gönderildiğine inanılan Ayaz Ata, yakıcı soğuklara da ismini vermiştir.
Çok genç arkadaşlar bilmezler, bizim çocukluğumuzun yılbaşılarında, yaşlı bir adamın geçen yılı, genç bir adamın veya çocuğun da gelecek yılı temsil ettiği resimler olurdu. Ayaz Ata ve torunu Kar Kızı’nı yan yana görünce, bu resimler aklıma geldi. Alakası var mıdır, bilemiyorum.

nardugan bayramı

Ayaz Ata ve torunu Kar Kız

Sizinle paylaştığım bu bilgilerden, Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ‘ın katıldığı bir televizyon programı sayesinde haberim olmuştu ve çok etkilenmiştim. Hatta, üç yıl önce de, aralık ayı başında, seramik takı markam, Perivesh by Azime Özgen için Nardugan isimli bir koleksyon hazırlamıştım.

nardugan bayramı

Perivesh by Azime Özgen- Nardugan Koleksiyonundan, tek adet üretilmiş, kırmızı, seramik yüzük

Mitolojik hikayelerin geçmişte yaşayan toplumları anlamak için faydalı olmasının yanında eğlenceli ve bugünler için ilham verici olduğunu düşünüyorum. Bu yazıyı da keyif alacağınızı düşündüğüm için sizinle paylaştım. Yoksa, kutlamak istemeyenlere herhangi bir ısrarım olduğu düşünülmesini istemem.
2017 hepimiz için, sanatla ve neşeyle geçecek rengarenk bir yıl olur inşallah.
Sevgilerimle…

Yaratılmış İlk Feminist: Lilith

Bu hafta, geçen yazımda olduğu gibi, mitolojik bir karakterin hikayesini biraz kendimce yorumlayarak anlatacağım. Kahramanımız, Tevrat öncesi, İbrani metinlerinde adı geçen, Adem’in ilk eşi Lilith

lilith

M.Ö. 1800-1750 yıllarında yapılmış Lilith rölyefi

Geçen akşam ne yazsam diye düşünürken, başarı koçum Deniz Türkçünün kızkardeşlik grubuna ait WhatsApp hesabında, kızlardan biri şöyle bir şeyler yazdı: “Adem, etrafında başka bir kadın olmadığı için mi Havva’yı seçti”, “Erkekler seçen, kadınlar seçilen mi olmalıdır hep”. Bu cümlelere baştan mana veremesem de, sohbet uzadıkça Havva’nın edilgenliğinin, bir çok kadının bilinçaltında yaralar açtığını fark ettim. Arkadaşıma “Sen Havva’nın değil Lilith’in kızısın” dedim ve grupta malum hikayeyi biraz da kendi yorumumla anlattım. Bahsi geçen arkadaş, bu öykünün yolunu bulmasına yardım ettiğini söyledi ve benim yazımın konusu ortaya çıktı. Umarım siz de seversiniz.
Talmud, Gılgamış gibi eski metinlerde adı geçen kahramanımız, Adem‘in ilk eşiydi. İkisi de topraktan yaratılmışlardı ve tabiatıyla Lilith eşit olmak istiyordu. Adem hizmet bekliyordu, Lilith,ben de sevişirken üstte olacağım” diyordu, sonuç olarak anlaşamıyorlardı. Feminist ruhlu kahramanımız, yeter artık deyip, cenneti terk eyledi ve güneye gidip Kızıldeniz kıyısında kendine özgür bir hayat kurdu. Adem‘le barışması için aracı olarak yollanan Senoy, Sansenoy ve Semangelof isimli melekleri de kovdu. Üstüne üstlük, kafasına uygun, modern bir erkekle de tanıştı sonunda. İblis Samael isimli ruh eşiyle mutlu bir yuva kurup, her gün yüz tane nur topu gibi cin doğurmaya başladı. Çünkü o güçlü bir kadındı, çocuk da yapardı kariyer de..
Lilith kendi hayatını kurarken, Adem yalnız ve mutsuzdu. Sonunda Tanrı ona kendi kaburga kemiğinden, itaatkar Havva‘yı yarattı. Lilith de çocukları öldürülerek cezalandırıldı, büyük acılar çekti. İntikam için Adem ve Havva‘nın bebeklerini öldürmeye başladı. E haklıydı da bir yerde, nefs-i müdafaa diye bir şey var.
Şakayı bir yana bırakırsak, muhtemelen bu hikaye bir zamanlar kadınlara, erkeklerine karşı itaatkar olmayı öğütlemek için yazılmıştı. Günümüzün değişen değerleriyle birlikte, bir zamanlar iğrenç bir günahkar olarak tanımlanmış olan Lilith bugün, kişilik sahibi ve özgür bir kadın olarak kabul görebiliyor. (Benim yukarda hikayeyi yorumladığım gibi) Feministlerin sembol olarak gördüğü Lilith‘den ismini alan, biri İspanyol biri Çinli iki kadın müzik grubu bile var.
 Lilith‘in Türk ve Altay mitolojilerindeki karşılığı da Alkarısı veya Çarşamba karısıdır. Anadolu’da lohusalara kırmızı kurdele bağlanması ve gece dışarı bebek çamaşırı asılmamasının nedeni de anne ve bebeği bu kötü yaratıklardan korumaktır.
Bu arada konuyla direkt alakası olmasa da, yaygın kanının aksine, kaburga hikayesinin Kuran‘da geçmediğini, sadece İncil ve Tevrat‘ta yer aldığını da eklemek istiyorum.
Mitolojik hikayeler keyifli olmasının yanında, insanlığın geçirdiği evrimi anlamak açısından da önemli bence. Umarım sıradışı ve kişilikli kadının hikayesini sevmişsinizdir.
Sevgiyle, sanatla ve renkli masallarla kalın..