20. Yüzyıl Sanat Akımları III: Dışavurumculuk ve Fovizm Akımları

Bir önceki yazımın konusu, 20. yüzyılın başlamasına az bir zaman kala ortaya çıkan İzlenimcilik (Empresyonim) akımıydı. O yazıda da belirttiğim gibi, genellikle her sanat akımı başlangıçta acımasızca eleştiriler alır, sonrasında yüceltilir ve en sonunda kanıksanır ve insanlar yeni arayışlara girerler. Sanatçıların dış dünya üzerine izlenimlerini yansıttığı Empresyonizm’in ardından, bu kez iç dünyalarını resmettikleri Dışavurumculuk nam-ı diğer Ekspresyonizm akımı başladı. Fransa’da başlayan “Fovizm” akımı, ilk dışavurumcu akım olarak kabul edilir. Yine Almanya’da, aynı dönemde kendilerini “Die Brücke” ve “Der Blaue Reiter” isimleri ile lanse eden sanatçı grupları da Dışavurumculuk akımı içinde sayılırlar.

1905 yılında, Paris’te, Henri Matisse, Maurice de Vlaminck ve Andre Derain‘in yer aldığı sıradışı bir sergi, farklı tarzıyla oldukça ses getirdi. Kompozisyon ve perspektiften yoksun resimlerde canlı ve zıt renkler cesurca kullanılmışlardı. Ünlü sanat eleştirmeni Louis Vauxcelles, salonda sergilenen resimler arasındaki klasik bir heykeli göstererek, “Donatello’nun çevresini vahşiler sarmış” dedi. Böylece 20. yüzyılın ilk Dışavurumcu akımı olan Fovizm, adını “vahşi yaratıklardan” yani Fransızca karşılığıyla “Les Fauves”ten almış oldu.

Fovizm

Henri Matisse – Dans (1910)

Fovizm akımında renk ve doku ön plandaydı. O zamana kadar olan resim tarihinde, sanatçılar hep dünyayı kusursuz olarak kopyalamaya, adeta üç boyut hissi vermeye çalışmışlardı. Fovistler ise resmin iki boyutlu bir obje olduğunu özellikle vurguluyorlardı.

Sanatçıların iç dünyasını yansıtan bu eserlerde konular genellikle manzara ve portreyle sınırlıydı. Zaten Fovistler için konunun bir önemi yoktu. Onlar genellikle uyumsuz ve parlak renkleri kullanarak ruh hallerini resmediyorlardı. Renkleri bir birbirleriyle karıştırarak veya açıp koyulaştırarak tonlama yapmıyorlardı. Zıt renkli boyalar geniş yüzeylere uygulayarak patlama etkisi yaratıyorlardı.
Diğer bir çok akımın aksine Fovizm‘in bir manifestosu yoktu. Yani ortak bir fikir altında toplanan sanatçılar bir bildirgeyle kendilerini tanıtıp, sanatlarına bir çerçeve çizmemişlerdi. Sadece benzer tarzı olan sanatçılar bir araya gelerek sergiler yapmışlardı.

 Fovizm akımının en karakteristik örneklerinden biri Henri Matisse‘in “Yeşil Şerit” veya diğer adıyla “Madam Matisse’in portresi” dir. (1905) Bu eserde, ünlü ressamın amacının modelin yüzünü resmetmek değil, kendi duygularını dışavurmak olduğunu çok net görürüz.

"Madam Matisse'in portresi"

“Madam Matisse’in portresi” 1905

1907 tarihli “Mavi Çıplak” isimli resim de, yine sanatçının gerçeğe bağlı kalma zorunluluğunu alaşağı ederek kendi kurallarını koyduğu deneysel bir eserdir.

Henri Matisse- Mavi Çıplak (1907)

Fovizm, sanat tarihinin en önemli akımlarından olmakla birlikte, yaklaşık üç yıl sürdü ve sonrasında Paul Cezanne‘den etkilen sanatçıların temellerini attığı Kübizm etkin olmaya başladı. Fakat 1905’teki sergiye katılanların en yaşlısı ve tecrübelisi olan, akımın öncüsü Henri Matisse, sanat hayatının devamındaki eserlerini Fovizm tarzında vermeye devam etti.

Yukarıda bahsettiğim sanatçıların dışında, önemli Fovistler olarak Raoul Dufy, Othon Friesz, Henri Manguin, Albert Marquet gibi isimleri sayabiliriz.

Sanatın katı kurallarının birer birer yıkıldığı 20. yüzyılın ilk sanat akımı olan Fovizm, kısa sürmesine rağmen çok ses getirmiş ve yıktığı tabularla kendinden sonraki sanat üretimine yön vermiştir. Bir bakıma ressamların ve heykeltraşların gerçeği yansıtmasının zorunluluk olmaktan çıkmasına bu akım öncülük etmiştir.

Comments

comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.