Emin Şenyer (Nam-ı diğer Hayali Saraç Emin) Röportajı

“Türkiye’de ve Dünyada Kukla Sanatı” ve “Geleneksel Gölge Oyunumuz Karagöz” adlı yazılarımdan sonra, hazırladığım mini diziye, röportajlarımla devam ediyorum. Bugün sizinle duayen Karagözcü Emin Şenyer ile yaptığım güzel sohbeti paylaşıyorum.

Emin Şenyer , nam-ı diğer Hayali Saraç Emin hakkında daha fazla bilgiye karagoz.net sitesinden ulaşabilirsiniz. Bu güzel site aynı zamanda geçmişten günümüze Karagöz sanatı ile ilgili çok güzel ve internet ortamında kolayca bulamayacağınız bir çok bilgi içeriyor. “Geleneksel Gölge Oyunumuz Karagöz” yazısında da bu muazzam siteden, ayrıntılı olarak bahsetmiştim.

Emin Şenyer’in “Yalancı Karagöz” oyunuyla yer alacağı İstanbul Kukla Festivali öncesi yaptığımız bu keyifli söyleşiyi seveceğinizi umuyorum.

Emin Şenyer

Bir oyun esnasında Emin Şenyer

 

Azime Özgen: Emin Bey, aslında çok zengin bir kukla kültürümüz var. Sizin sitenizden Osmanlı’nın son dönemlerine kadar geleneksel gölge oyunumuz Karagöz’ün, mistik ve siyasi taşlama içeren metinleriyle yetişkinlere hitap eden bir oyunken, sonrasında bir çocuk oyunu haline geldiğini ve giderek de önemini kaybettiğini öğrenince çok şaşırmıştım. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Emin Şenyer: Bu durum II. Abdülhamit dönemindeki sansürle alakalı. O zaman da çocuk oyuna tarafı var tabi, ama çok küçük bir bölümü. Asıl işlevi siyasi taşlamalar.. Mesela Metin And‘ın kitabında okumuştum, bir Osmanlı paşasının rüşvetçiliği o kadar ayyuka çıkmış ki, adını bilmediğimiz bir Karagöz ustası bu paşanın tasvirini yapmış. Tasvir perdede yürürken cebinden altınlar dökülüyormuş. Tabi bu çok ağır olmuş, zaten o dönem yasaklar ve jurnalcilik çok. Abdülhamit’in burnundan dolayı “burun” kelimesi bile yasakmış,. Yine “yıldız” kelimesi de yasakmış Yıldız Sarayını işaret ettiği için.

Bir de Karaköy ve Galata taraflarında gemicilere oynatılan açık saçık Karagöz varmış

Tabi Karagöz o zaman büyük bir ihtiyaç. Televizyon yok , gazete zaten yeni yeni. Halkın tek eğlencesi orta oyunu ve karagöz. Yasaklandıktan belli bir süre sonra serbest bırakılmış ama önceden incelenip sansürlenmiş oyun metinlerine bağlı kalınması şartıyla, Bundan önce doğaçlama yapılıyordu. Yani, hayali kültürlü ve gündemi takip eden birisiyse, konuları ortaya koyuyordu. Bir laf vardır dervişin fikri neyse zikri de odur diye, aynı o şekilde. Bu sansürden sonra, insanlar doğal olarak hapse girmekten ve eve ekmek götürememekten korkmuşlar. Suya sabuna dokunmayan hikayeler oynatmaya başlamışlar. Sonrasında insanlar yavaş yavaş ilgilerini kaybetmişler ve bir çocuk oyunu haline dönmüş. Günümüze kadar bu şekilde gelmiş. Ben ve benim jenerasyonum yaptılar günümüzdeki şartların elverdiği ölçüde bir şeyler yaptık. Bundan sonra daha iyi olacaktır diye düşünüyorum.

Azime Özgen: Sizce bir Karagöz oynatıcısı mutlaka aynı zamanda tasvirleri de hazırlamalı mıdır? Yoksa ikisi farklı uzmanlık alanları olabilir mi?

Emin Şenyer: İkisi farklı uzmanlık alanları olabilir tabi. Ama eğer tasvirlerini kendisi yapabiliyorsa, farklı bir izleyici profiline gösteri yapacağı zaman, bir gün öncesinden bile oturup yapabilir. Ama başkasından alıyorsa o yeniliklere hemen adapte olamaz. Mesela ben önümüzdeki ay Kore’ye gideceğim, Seul’de küçük çocuklara oynatacağız. Araştırdım orada çok sevilen bir çizgi film karakteri var, onu yapacağım. Ama başkasından alsam tasvirleri gidip anlatmam.

Yani tasvirleri kendisinin yapması Karagözcü’ye işini daha iyi yapması için avantaj sağlar. Başkasından alanların işlerinin çapı biraz daha düşük oluyor, ister istemez.

Azime Özgen: Siz geleneksel metinleri ve yapım tekniklerini mi kullanıyorsunuz. Yoksa yöntemeler geliştirip, metinler yazıyor musunuz?

Emin Şenyer: Gelenekseli kullanıyorum kuşkusuz. Zaten yeniye hakim olabilmek için eskiyi bilmek gerekiyor. Dünyada gölge oyunu diye bir teknik var zaten, insanlar dünyanın her tarafında bir şeyler yapıyorlar. Eğer biz gelenekseli kullanmazsak, bu Karagöz Hacivat olmaktan çıkar.

Karagöz, gölge oyununun bir alt dalı. Pek çok çeşidi var. Mesela ellerle yapıyorlar, gövdelerini kullanıyorlar, uzaktaki bir perdeye yaklaşıp uzaklaşıyorlar. Gelenekselin temeliyle yeni şeyler yapmak lazım. Ki yapıyoruz zaten, yeni tipler koyuyoruz, yeni oyunlar yazıyoruz, bunları yapıp dili güncelleştirmezseniz Karagöz ilgi çekmez.

Azime Özgen: Yapımı esnasında sadece kök boyaları mı kullanıyorsunuz yoksa modern boyalardan faydalanıyor musunuz?

Emin Şenyer: Zaman zaman yeni boyalardan da faydalanıyoruz. Mesela İngiltere’de yaşayan Fransız bir hanımın projesi vardı, Oscar Wilde’ın Bencil oyununda Karagöz ve Hacivat tasvirlerini kullanmak istedi. Bana sulu boya ile renklendirilmiş bir çizim gönderdi. Kök boyalarda her tonu bulamıyoruz. Gittim piyasadaki boyalardan aldım. Zorunluluk olmazsa kök boya kullanıyorum ama renkleri sınırlı tabi. Şimdi bazen internette görüyorum, adam tasvir yapmış, harika renkler kullanmış, bunlar kök boya ile yapıldı diyor. Ama yok kardeşim, kök boyada bu renk yok.

Azime Özgen: Çok da gerekli değil zaten, 17.yüzyılda mürekkep bulunmuş ve kullanılmış.

Emin Şenyer: Yani, yapay boya kullanmak da ayıp, günah değil ya. Kimse size niye kullandın demez. Yapıyorsunuz kök boyayı, doğal olduğu için 3 gün sonra kokmaya başlıyor, aynen yemek gibi.

Azime Özgen: Ülkemizde Karagöz ve Hacivat’ın çocuklara yönelik bir gösteri olduğuna dair bir algı var. Sizce de böyle mi? Dünyada bu konuda, gölge oyunları üzerine genel fikirler nelerdir? Uluslararası festivallere katılıyorsunuz, başka bağlantılarınız da vardır muhakkak.

Emin Şenyer: Türkiye’de böyle algılanıyor maalesef. Dünyada böyle değil. Çünkü insanlar okuyorlar, biliyorlar. Uluslararası kuklacılık ve gölge oyunu camiasında Karagöz çok iyi biliniyor. Size şöyle bir anımı anlatayım, Hamburg’da bir festivale davet edildik, düzenleyen adam bir Alman. Perde arkasına, tasvirleri yerleştirmek için, bir masa koyarız biz, elimizi uzatınca rahatça alabilmek için. Tasvirleri dizerken o organizatör, bir tanesini aldı “aa, bu Tuzsuz Deli Bekir değil mi?” dedi. Bakın bir Alman tanıdı. Şimdi biz bu tasviri alsak, şuradan geçen 100 kişiye sorsak bir kişi ya bilir ya bilmez hangisi olduğunu. Maalesef Türkiye’de bilinmiyor, insanlarımız, okumuyor, araştırmıyor.

Çocuk oyunu olarak bilinmesinin nedenlerinden biri de, özellikle ramazan ayında, belediyelerin düzenlediği etkinliklerin bir çoğunda, mali açıdan uygun olsun diye amatör insanlar getirtiliyor. Bunlar Kâr-ı Kadim dediğimiz geleneksel karagözü bilmezler ki. Ne yapıyorlar, ilkokul kitaplarındaki basit metinleri ezberliyorlar. Hepimiz biliriz.”Sana bir bilmece sorayım. Sor bakalım. Sarıdır, suludur”. Böyle 10 dakikalık metinleri ezberliyorlar, çıkıp bunları oynatıyorlar. O kadar yaygınlaştı ki bu. Osmanlıca da bir söz vardır. “Galat-ı meşhur, fasih-i lugata evladır”. Çok yaygın olarak bilinen bir yalan veya yanlış., çok fazla bilinmeyen bir doğruya tercih edilir. anlamına gelir. İnsanlara gerçek sanatçıları seyrettirmek yerine, işin ehli olmayan insanlarla çalışmayı tercih ediyorlar. Böylece Karagöz çocuk oyunu olarak biliniyor. Vizyonları o kadar.

Tuzsuz Deli Bekir tasviri

Tuzsuz Deli Bekir tasviri

Azime Özgen: Sizce Karagöz sanatçıları ülkemizde ve dünyada emeklerinin karşılığını maddi ve manevi olarak alabiliyorlar mı?

Emin Şenyer: Dünyada, özellikle gelişmiş ülkelerde alıyorlardır tabi. Ama bizim ülkemizde şimdilik böyle birşey yok.

Azime Özgen: Ne yazık ki ülkemizde, üniversitelerde Karagöz üzerine bir bölüm yok. Sizce Bu sanatı icra etmek isteyenler hangi yolu izlemeliler? Bildiğiniz alternatif eğitim kurumları var mı?

Emin Şenyer: Yok. Zaman zaman üniversiteler kısa kurslar düzenliyorlar. Beni da çağırıyorlar. Muğla üniversitesine gittim, birer haftalık, isteğe bağlı kulüp çalışması şeklinde eğitim verdim. 10-15 kişi katılmıştı. Katılan arkadaşların hepsi edebiyat fakültesinde okuyan, gelecekte öğretmen olacak insanlardı. Dolayısıyla bu katılımcılar amatörce de olsa Karagöz’ün nasıl oynatıldığını öğrendiler.

Azime Özgen: Hem yapım hem oynatım tekniklerini öğrettiniz mi?

Emin Şenyer: Evet. Şimdi hiçbir çakma Karagözcü onları kandıramaz. Çünkü biliyorlar.

Karagöz sanatını öğrenmenin tek bir yolu var, bir hayalinin yanında çırak olmak. Ben de öyle öğrendim. Benim ustam da , onun ustası da, hep öyle öğrenmişler.  Başka yolu yok. Benim ustam Metin Özlen, Unesco tarafından “yaşayan insan hazinesi” seçildi. 2009 yılında, Karagöz somut kültür mirası listesine alındı. Onun ustası, Ziverbey’de bir Kadiri Tekkesi’nin şeyhi olan Nuri Dede’ymiş. Hatta dede dermiş ona. Onun ustası da eski saray Karagözcüleri’nden Memduh Bey’miş. Çünkü sarayda da Karagöz oynatılıyormuş ve onlar mızıka-ı hümayun kapsamındaki, maaşlı devlet memurlarıymış. İşte böyle bir silsile yoluyla geliyoruz.     Şimdi adam bana telefon ediyor, “ben hayali falan filan” diyor. “Allah Allah, ben bu adı hiç duymadım, kimin yanında yetiştiniz?” diye soruyorum. Çünkü bana göre ilk sorulması gereken soru budur. “Ben tiyatrocuyum, çalıştım, kendi kendime yaptım diyor”. Onlara şunu söylüyorum. “Hani Karagöz ve Hacivatın ilk atışma bölümü vardır ya, ona muhavere denir”. Biliyorsa “biliyorum” der. “Orada Hacivat Karagöz’e sorar, ‘seni kim doğurdu, senin anam kim?’. Karagöz de ‘beni ben doğurdum’ der, sizinki öyle olmuş”, diyorum. Bozuluyorlar tabi.

Azime Özgen: Diğer geleneksel sanatlar gibi Karagözcülük’te de icazet gerekiyor değil mi

Emin Şenyer: İcazet dediğimiz şey eskiden varmış. Ahilik geleneğinde peştemal kuşanma denilen bir ritüel vardır mesela. Günümüzde yok tabi böyle şeyler. Artık usta “bu tamamdır” diyor. Zaten biz kırk kişiyiz birbirimizi biliriz.

Ustamın beni hayali olarak ilan etmesi şöyle oldu. İlk veya ikinci düzenlenen İstanbul Kukla Festivali’nde, ustamı Harbiye Şehir Tiyatrosu’na, Karagöz oynatmaya davet ettiler. Gösteriden sonra, o zaman iki kanalı olan TRT-2’den, Karagöz üzerine hazırlanan bir belgesel için çekime geldiler. Oyundan sonra fuayede bir röportaj yapıyorlardı, ben de uzaktan seyrediyorum. Sunucu,”kimseyi yetiştirdiniz mi?” diye sordu. Ustam, “Emin beyi yetiştirdim” dedi. Ben hiç beklemiyordum, çok şaşırdım.

Azime Özgen: Çok özel bir an tabi sizin için.

Emin Şenyer: Tabi ki, kuşkusuz öyle. “O artık bir hayali, çok güzel tasvir yapar” dedi Eskiden deriyi güzel işleyen insanlara saraç denirmiş. (Saraçhanebaşı semtinin adı da oradan gelir.) Bu sebepten ona Hayali Saraç Emin mahlasını veriyorum” dedi. O zamana kadar bana sağdan soldan ufak tefek işler geliyordu. Mesela Tarık Akan’ın taş mektebinden bir teklif gelmişti. Bana gelen işleri, öyle olması gerektiği için direkt ustama yönlendiriyordum. Ben onun yanında çırak olarak çalışırken, müstakil işler almam çok etik olmazdı. Sonra o röportajdan bir süre sonra yine bir iş geldi. Ustam “Yok, artık sen kendin yapacaksın” dedi. 20 seneye yakın bir zaman geçti, sadece bu işi yapıyorum. Geçinmek açısından çok kolay değil ama yine de hayatımızdan memnunuz.

 

Azime Özgen: Şu anda hangi projeler üzerinde çalışıyorsunuz?

Emin Şenyer: Kore’de, Türk Büyükelçiliği’yle birlikte, hem sergi yapıp hem oyun oynatacağız. Onun haricinde,sürekli, Türkiye’nin değişik bölgelerine gidiyoruz, oyunlar oynatıyoruz. Dünyanın farklı yerlerinden çağırıyorlar. Uluslararası güncel sanatçılardan değişik teknikler alıyoruz.

Mesela Salt’ta özel bir projede yer almıştık. Özel bir Karagöz gösterisi yaptık. Tema kentsel dönüşümdü. Yerlere serdik tasvirleri, Karagöz sahnesi bir inşaat şeklindeydi. O zamanlar Sulukule daha yeni alınmıştı çingenelerden, bu konuyu işledik. Hacivat gelip Karagöz’e “Burayı senden alalım, konforlu evler verelim sana ” falan diyordu. Bir İtalyan sanatçı ile birlikte çalışmıştık. Çok fazla duyuru yapılmadı, çünkü zaten bu insanların uluslararası bir çevreleri var ve hepsi birbirinden haberli. Biz bunu oynattığımız zaman dünyanın pek çok yerinden sanatçılar seyretmeye geldiler. Salt Beyoğlu’nun girişindeki salon tıklım tıklım doluydu.

Çok iğneleyici bir oyundu. Oyun içinde kısa bir film kullandık. Avare filmi var ya, oradaki Nergis’in dansını projeksiyonla gösterdik. Oyunun bir yerinde ben elimde dansöz tasviriyle sahneden dışarı çıkıyorum, seyircinin karşısına geçiyorum.Ve nergis seyircilere soruyor. “Ben bir kuklayım. Gördüğünüz gibi ben sadece bir kuklayım. beni ellerinde tutan adam da beni kuklacım. Ya sizin kuklacılarınız kim?” Böyle agresif bir oyundu. Hatta haberim yoktu ,benim bir akrabamın TKP’li oğlu gelmiş ve çok şaşırmış, bu kadar sert bir oyun beklemiyormuş.

Azime Özgen: Hala oynatıyor musunuz bu oyunu?

Emin Şenyer: Hayır orası için yapılmıştı. Bir kez de, Karaköy tarafında bir evin çatısında oynatmıştık. O figürleri bahsettiğim İtalyan sanatçı için yapmıştık. Bildiğim kadarıyla sahne ve tasvirleri Türk bir sanat kolleksiyoneri aldı. O kısmı beni ilgilendirmiyor.

Sonra, Yunan bir sanatçı kadınla, güncel bir sanat çalışması yaptık. Zamanında Rus-Osmanlı savaşını kazanan Ruslar Yeşilköy’e Ayastefanos anıtını dikmişler. (Ayastefanos, Yeşilköy’ün o zamanki adı.) Anıt birkaç yıl orada kaldıktan sonra Türk subayları bunu dinamitle yıkmışlar. Bunu canlandıran bir oyun yaptık, ama oynamadı, sadece film olarak kaldı. Güncel sanatçılar bu formata daha çok önem veriyorlar. Film Avrupa’da, Belçika gibi bir çok yerde gösterildi. Zaten o hanım Hollanda’da, Maastricht’te yaşıyordu .Buralarda da gösterildi. Bu tarz  projelerimizde oldu.

Azime Özgen: Karagöz hakkında söylemek istediğiniz başka şeyler var mı?

Emin Şenyer: İnsanlar her konuda ve her anlamda kaliteye dikkat etseler çok iyi olur. Toplum olarak kalite kavramını algılamamızda bir problem var. Bu bizim Karagözümüze de yansıyor ister istemez. İnşallah düzelecektir diye umut ediyoruz, başka yapabilecek bir şeyimiz yok.

Azime Özgen: Güzel sohbetiniz için çok teşekkürler Emin Bey.

karagoz_at_gostermelik

Emin Şenyer’e ait bir at tasviri

Not: “Kukla Sanatı” konulu mini dizime ait, diğer yazıları ve röportajları üzerilerine tıklayarak okuyabilirsiniz:

Türkiye’de ve Dünyada Kukla Sanatı

Geleneksel Gölge Oyunumuz Karagöz ve Hacivat

Cengiz Özek Röportajı

-Asuman Sübay Röportajı

-Pınar Akpınar Röportajı

 

Comments

comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.