20. Yüzyıl Sanat Akımları I: İzlenimcilik nam-ı diğer Empresyonizm

Sanat tarihi boyunca her sanat akımı ortaya çıktığında önce acımasızca eleştirilir, oturduktan sonra göklere çıkarılır, ardından sanatçılar yeni bir akımın arayışına girerler. Bu yazımda, ortaya çıktığında çok tepki alan, belki de modern çağın ilk sanat akımı olan İzlenimcilik nam-ı diğer Empresyonizm‘den bahsedeceğim.

19. yüzyıl sonlarına kadar sanat sergileri, sadece Fransız Kraliyet Resim ve Heykel Akademisi‘nin seçkisiyle “Resmi salon”da yapılıyordu. Bir sanatçının kabul görmesi için katı kurallara sahip akademik jüri tarafından onaylanması şarttı. 1863 yılında Resmi Salon’a kabul edilmeyen 3000 eserin sahiplerinin yaptığı  protesto gösterileri sonucu, Napolyon’un onayıyla, bu eserlerin yer alacağı, alternatif bir sergi olan“Reddedilenler Salonu” ilk kez açıldı. Hem halk hem eleştirmenler tarafından acımasızca tepkiler alan bu salon Paris’te yılın olayı olmuştu. Özellikle Edouard Manet’nin “Kırda Kahvaltı” isimli resmi skandala sebep olmuştur.

Edouard Manet’nin “Kırda Kahvaltı” isimli bu resmi, renklerin hamlığı ve desenlerin sertliği gibi teknik konularda çok eleştiri almıştı. Belki de ilk kez bir eserde mitolojik veya dini bir konu değil, gündelik hayattan figürler yer alıyordu.Çıplaklığın tanrısal bir güzellikle değil gündelik hayatın içinde, küstah bir bakışla birlikte resmedilmesi insanları çok rahatsız etmişti.

1874 yılında ise, “Adsız Sanatçılar Birliği” adı altında toplanan 30 sanatçı, Paris’te tamamen Akademi‘den bağımsız bir sergi açtılar. Aykırı duruşlarıyla dikkat çeken bu sanatçılar, resimdeki tüm kuralları yıkarak çok tepki almışlardı. Eleştirmen Louis Leroy‘un, Claude Monet’in “Gündoğumu” tablosu için “Bu resim bitmemiş, düpedüz izlenimden ibaret” demesiyle, “İzlenimcilik” akımı adını bulmuş oldu.

İzlenimcilik

İzlenimcilik akımının öncülerinden Claude Monet’nin, “Gündoğumu: “Louis Leroy’un”Bu resim bitmemiş, düpedüz izlenimden ibaret” dediği tablo

İlk çağlardan itibaren gerçeğe en yakın görselliğe ulaşmaya çalışan sanatçılar fotoğraf makinesinin icadıyla farklı arayışlara girdiler. Belki de her türlü çılgınlığın ve kural dışılığın yaşandığı 20.yüzyıl sanatının alamet-i farikası buydu. Rönesans’ta zirve yapan gerçekçilik günümüze kadar giderek alaşağı edildi.

 “İzlenimcilik” sanatçıları gördüklerini gerçekliği değil, kendi içlerindeki duyguları resmetmeyi tercih ettiler. Tuvallere klasik perspektif ve sert gölgelemeler yerine ışığın doğa üzerindeki anlık etkileri parlak renklerle işlendi. Anlık izlenimleri yakalamak için de hızlı fırça darbeleri kullanarak yaratılan bu canlılık, klasik resme alışmış gözlerde bitmemişlik etkisi yaratmıştı.

İzlenimcilik

İzlenimcilik sanatçılarından Auguste Renoir’in, Amelie filminde, yaşlı adamın çizdiği tablosu.

Bu dönemde hızlı bir gelişme kaydeden teknolojik gelişmelerin de sanata etkisi büyüktür. Örneğin boyalar tüpte satıldığı için, ressamlar rahatça doğada çalışabiliyor böylece ışığın anlık etkilerini kolayca yakalayabiliyorlardı.

Artık, eski zamanlardaki gibi sadece dini ve mitolojik konular işlenmiyordu. Doğanın yanında, şehir hayatı ve sıradan insanlar da sanatın ilham kaynağı olmuşlardı. Paris cafeleri, barlar, sokaklar, tren istasyonları resmediliyordu.

İzlenimcilik

Camille Pissarro’nun “Montmartre Bulvarı” isimli resmi. O dönem Paris’te, cafeleri müzikholleriyle yeni oluşmaya başlayan şehir kültürü İzlenimcilik sanatçılarını en çok etkileyen konulardandı.

Avrupa ülkelerinin denizaşırı ticaretinin başlamasıyla, kıtaya gelen Japon resimleri de sanatçıları çok etkiledi. Kuş bakışı görünümler, süslemeler, perspektifsizlik sanatçıların eserlerinde yer aldı. Hatta James McNeil, bire bir Japon Estampları tarzında çalışıyordu.

Başlıca “İzlenimcilik” sanatçıları olarak Claude Monet (Yukarıda bahsettiğim öncü sanatçı), Auguste Renoir (Amelie filmindeki yaşlı adamın çizdiği resmin sahibi), Edgar Degas (Fotoğraf kadrajlarına benzeyen dansçı kız resimleri çizer), Cezanne (Kübizm akımını kurarken Picasso’ya ilham kaynağı olan ressam) sayabiliriz.

İzlenimcilik

İzlenimcilik akımı temsilcilerinden Edgar Degas’ın balerinleri konu alan resimlerinden. Sanki fotoğraf karesi gibi değil mi?

Berthe Morisot ve Mary Cassatt gibi kadın sanatçılar da bu dönemde eserler verdiler. Toplumsal ve Eleştirel Sanat Tarihi profesörü Griselda Pollock‘a göre bunun nedeni evdeki sosyal yaşamın “İzlenimcilik” akımının temel konularından olmasıdır.

Yazının girişinde de belirttiğim gibi, “İzlenimcilik”e yapılan bu aşırı eleştiriler ilk değildi. Etkin olduğu yaklaşık 20 yılın sonunda, sanatçılar yeni arayışlara girmişlerdi bile. Keza bir sonraki ses getiren sanat akımı olan “Dışavurumculuk”ta sanatçılar iç dünyalarını çok daha sert bir şekilde ortaya koydular ve bizim “İzlenimcilik” bir hayli naif kaldı.

İzlenimcilik

Henri Matisse’in “Madamme Matisse” isimli tablosu Bu eser “Dışavurumculuk”un Fransa’daki kolu olan Fovizm akımının karakteristik bir örneğidir. Yukarıda da belirttiğim gibi, bu resim İzlenimcilik akımını temsil eden tablolara göre oldukça sıra dışı olduğu görünüyor.