Pınar Akpınar Röportajı

“Kukla Sanatı” isimli mini dizime, Pınar Akpınar ile devam ediyorum. Pınar’ın Maltepe’deki güzel atölyesinde, kendi projelerinin yanında sipariş üzerine sizin veya hediye etmek istediğiniz arkadaşınızın birebir benzeri kuklalarını yapıyor. Sanatçı ve işleri ile ilgili daha fazla bilgiye: kuklatolye.com adresinden ulaşabilirsiniz.

kuklaci

Pınar Akpınar

Azime Özgen: Ne yazık ki ülkemizde, akademik olarak kukla eğitimi sadece Kocaeli ve Dokuz Eylül Üniversiteleri’nde “Sahne Sanatları Bölümleri”nde ve MSGSF, Sahne Dekorları ve Kostümü Bölümü”nde veriliyor. Profesyonel olarak kukla sanatıyla ilgilenmek isteyenler için önereceğin alternatif eğitim kurumları nelerdir?

Pınar Akpınar: Bildiğim kadarıyla, kurulum aşamasında, bu sene açılacak yeni bir özel üniversite var. Kukla bölümü açmayı düşünüyorlar. Hatta bana da hoca olmamı teklif ettiler ama Levent’te olduğu için cesaret edemedim. Belki ilgilenenler başvurabilir. Ama diğer Güzel Sanatlar Akademileri gibi, giriş sınavında kara kalem ile çizim yapmak  gerekiyor. Bir de benimki gibi özel atölyelerde workshoplar alabilirler. Onun dışında kendi kendilerine yapmaları pek mümkün değil. Özellikle yüz ifadesini verebilmeleri çok zor. Eğitimin yanında tecrübe ve yetenek de gerekiyor.

Azime Özgen: Sana göre kukla yapımı ve oynatıcılığı bir arada mı yürütülmelidir yoksa farklı uzmanlık alanları mıdır?

Pınar Akpınar: Bence aynı kişi olmalı. Çünkü ben bir kuklayı yaparken, neresi, neden oynayacak ve bize ne verecek diyerek yapıyorum. Bunu başka bir kişi yaparsa, kukla ve oynatıcısı arasında bağlar kurulamaz veya zayıf olur. Mesela bu dansöz kuklanın omuzlarının, göğüslerinin ve kalçalarının oynaması gerekiyor. Ben onu yaparken en başta planlıyorum. Neye göre hareket edeceğini hesaplayıp iplerini ona göre bağlamak zorundayım. Bir başkası oynatabilir mi bunu, evet oynatabilir. Ama oynatıcının yapımcı olması daha sağlıklı. Karakteri ona göre oluşturuyoruz.

Azime Özgen: Aslında çok zengin bir kukla kültürümüz var. Osmanlı’nın son dönemlerine kadar geleneksel gölge oyunumuz Karagöz, mistik ve siyasi taşlama içeren metinleriyle yetişkinlere hitap ederken, sonrasında bir çocuk oyunu haline geldi ve giderek de önemini kaybetti. Bunu neye bağlıyorsun?

Pınar Akpınar: Yine kuklacılara bağlıyorum, çünkü yapmıyorlar. Kukla sanatını devam ettirmiyoruz. Güzel bir kukla, profesyonel bir sahne dekoru ve iyi bir senaryoyla bunu peki ala büyüklere izletebiliriz, aslında izleyici var.

Azime Özgen: Evet, İstanbul Kukla Festivali çok ilgi görüyor.

Pınar Akpınar: İzleyici var ama fark ettiysen o festival çok yabancı ağırlıklı. Türklerin tek bildiği Karagöz, ipli kukla ikinci planda.

Aslında daha çok öğrenci yetiştirilse, onlar hem yurt dışındaki gelişmeleri takip edip, hem kendi yöresel kukla karakterlerimizi yaratabilirler. Ama eğitim alanlar da genelde başka işler yapıyorlar. Sanırım ben bu bölümden çıkıp kukla atölyesi açan ender kişilerdenim.

Azime Özgen: Evet, yapım atölyesi olarak Asuman Sübay ve sen varsın bildiğim kadarıyla. Bir de Emre Tandoğan’ın kukla tiyatrosu var.

Pınar Akpınar: Evet , Emre Tandoğan da çok güzel işler yapıyor. Yani izleyici var aslında.

pınar akpınar

Çiçek Abbas ve Şakir, Pınar’ın güzel atölyesinde…

Azime Özgen: Ülkemizin genelinde kuklanın çocuklara yönelik bir gösteri olduğuna dair bir algı var. Sence de böyle mi? Dünyada bu konudaki genel fikirler nelerdir?

Pınar Akpınar: Tabi ki dünyada bu şekilde değil. Türkiye’de kuklalara bebek gibi bakılıyor ama aslında değil. Bebek sadece bir bebektir. Kukla insanın davranışları ile birlikte karakterini taklit eder. Bu yüzden siyasi bir konuyu kuklalarla verebilirsin ama bebekle veremezsin. Bunu bir çocukta izler, yetişkin de. Ama önemli olan kuklacının senaryoyu iyi yazması ve izleyiciye anlatmak istediklerini verebilmesi. Yani senaryo kime yönelik olursa o izler.

Türkiye’de çok fazla siyasi gerilim ve baskı var, kimse bir şey söyleyemiyor, konuşamıyor. Bu eskiden beri böyleymiş. Osmanlı’da o baskıdan sıyrılabilen ne oldu: Karagöz ve Hacivat. Neden, çünkü insanları güldürdü. Aslında güldürürken bir çok şeyi de eleştirdi. Bir yazar eleştiri yapmaya kalksa baskıya uğruyordu ama Karagöz, şakalarıyla eleştirdiğinde hem izleyici hem padişah buna gülebiliyordu.

El cezire’den gelmişlerdi, konuşurken konu açıldı: “izah edemediğimiz şeyleri mizah ediyoruz” demiştim. Mizah dilini kuklalarla çok güzel kullanabiliriz ama yapmıyoruz.

Azime Özgen: Sence Kukla Sanatçıları ülkemizde ve dünyada emeklerinin karşılığını maddi ve manevi olarak alabiliyorlar mı?

Pınar Akpınar: Ben alıyorum. Beklediğimin de üzerinde aldım. Bunu da çok fazla rakibim olmamasına bağlıyorum. Daha fazla yapan olsa fiyat düşürmem gerekebilirdi. Benim tek işim bu, hayatımı buradan rahatça kazanıyorum. Hatta reklam bile yapmıyorum, çünkü gelen siparişlere zaten yetişemiyorum. Haftada 1-2 tane yapabiliyorum. Ayrıca kendi oyunlarım ve projelerim var, onlara devam etmek istiyorum. Bir yeşilçam projem var hala yarım, vakit ayıramıyorum.

Çok sevdiğim, yapmak için üzerine para vereceğim bir işim var ve para kazanıyorum. Çünkü bunun değerini bilen kişiler var, haklarını verelim. Tabi maddi olarak gücünüz olması lazım. Mesela bir öğrenci belki buna bütçe ayıramaz ama ben ona yardımcı oluyorum o bana yardımcı oluyor, ortada buluşabiliyoruz.

Azime Özgen: Oynatıcılığını da yapıyor musun?

Pınar Akpınar: Evet, ama oynatma kısmında çok yer almıyorum. Benim amacım Yeşilçam filmlerini, kulalarla devam ettirmek, yeni yeni nesle o karakterleri kuklalarla göstermek istiyorum. Çok seviyorum eski sinemaları. İlerde sergi yapıp tüm filmleri orada sunacağız.

pınar akpınar

Hafize Ana, Mahmut Hoca ve Neşet Ertaş

Azime Özgen: Başka hangi projeler üzerinde çalışıyorsun?

Pınar Akpınar: Aslında sahne kurup, kendi senaryolarım ve karakterlerimle devam etmek istiyorum. Ama Yeşilçam önde, ilk bunu bitirip oynatmaya geçmek istiyorum.

Azime Özgen: Kukla sanatı hakkında söylemek istediğin başka şeyler var mı?

Pınar Akpınar: Festival başlıyor, bizden 2- 3 kişi var. Gölge oyunu ve ipli kuklalar bambaşka şeyler aslında. Bu üç boyutlu o iki boyutlu. Konusuyla, sahnesiyle, tasarımıyla, yöntemiyle her şeyiyle çok farklılar.

Kukla yapanı çok etkiliyor. Şu ahşapları alıyorum, oyuyorum, biçiyorum, kıyafetlerini dikiyorum. Sonunda bir bakıyorum adam olmuş karşımda duruyor, benimle konuşabiliyor. Ortada hiçbir şey yokken kendi kendine oluşuyor.

Azime Özgen: Tiyatroyla heykelin buluştuğu sanat diyorum ben. Karagöz ise resimle tiyatronun buluştuğu yer. Bu güzel sohbet için sana çok teşekkür ediyorum Pınar.

pınar akpınar

Kukla oynatmaya çalışan ben

Not: “Kukla Sanatı” konulu mini dizime ait, diğer yazıları ve röportajları üzerlerine tıklayarak okuyabilirsiniz:

Türkiye’de ve Dünyada Kukla Sanatı

Geleneksel Gölge Oyunumuz Karagöz ve Hacivat

Emin Şenyer (Nam-ı diğer Hayali Saraç Emin) Röportajı

Cengiz Özek Röportajı

-Asuman Sübay Röportajı

Türkiyede ve Dünyada Kukla Sanatı

 Kukla Sanatı ile ilk kez karşılaşmam 7-8 yaşlarımdayken olmuştu. Annemin götürdüğü, yanlış hatırlamıyorsam Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde sahne alan bir kukla tiyatrosunu seyredip büyülenmiştim. Hala devam eden ilgimin sebebi donuk ifadelerindeki gizem mi, renkli dokuları ve kıyafetleri mi yoksa nostaljik olmaları mı bilmiyorum.

kukla sanatı

Asuman Sübay’ın kukla atölyesinden….

Bence kukla Sanatı, üç boyutlu oyuncularıyla, tiyatro ve heykel sanatlarının buluştuğu, çok özel bir disiplin. Tabi gölge oyunu deri üzerine çizilmiş figürleriyle, farklı olarak resim ve tiyatroyu birleştiriyor. Çok geniş bir konu olması dolayısıyla, özel olarak bir sonraki yazımı geleneksel gölge oyunumuz “Karagöz“e ayıracağım. Sonraki günlerde de sizinle ünlü kukla ve gölge oyunu sanatçılarıyla yaptığım röportajları paylaşacağım. Umarım festival öncesi, kuklalar hakkında hazırladığım bu mini dizi sizi de, benim gibi mutlu eder.
İstanbul Kukla Festivali bu yıl, 15-30 Ekim tarihlerinde perde açacak. Dünyanın farklı yerlerinden ve ülkemizden 20 grubun katılacağı etkinlikle ilgili bilgilere istanbulkuklafestivali.com/tr/ adresinden ulaşabilirsiniz. 19 yıldır düzenlenen festivalin kurucusu ve yöneticisi Cengiz Özek‘le, yaptığım röportajda, şimdiye kadar 250’nin üzerinde grubun ve 2000 civarı sanatçının ülkemizde ağırlandığını öğrendim. En güzeli de her bir oyunun kapalı gişe oynanması, ki bunun da kukla tiyatrosu kurmak isteyen tüm sanatçılara cesaret verebileceğini düşünüyorum.
Seramik Bölümü’nü çok severek okudum ve çamura aşığım ama ilerde yüksek lisansımı farklı bir bölümde yaparak değişik yönlerde de gelişmek istiyorum. Özellikle sanat tarihi ve kuklacılık branşları var aklımda. Ne yazık ki ülkemizde sadece üç üniversite, akademik olarak kuklacılık eğitimini, , “Sahne Dekor ve Kostüm Tasarım Bölümü” altında veriyor. Aslında röportajları yapmamın bir nedeni de kendimi ve sizi bu konuda nasıl profesyonel bir eğitim alabileceğimiz  konusunda bilgilendirmek.

yeniceri-1

Yeniçeriler (2011)-Karagöz’ün yapım tekniğinden esinlenerek hazırladığım, altı sırsız seramik kukladan biri

Bu arada ilginizi çekiyorsa “Yetişkinler İçin Kukla Temalı Filmler” başlığıyla Onedio‘da oluşturduğum galeriye de bir göz atabilirsiniz. Özellikle “Being John Malkovich”i, “Strings”i ve Karagözün yapım tekniğinden esinlenen animasyon sanatçısı Lotte Reiniger‘ın 1926 yapımı “Prens Ahmed’in Maceraları”nı tavsiye ediyorum.
Yukarıda da bahsettiğim gibi cumartesi yayımlayacağım bir sonraki yazımın başlığı “Geleneksel gölge oyunumuz Karagöz” olacak. Sonraki günlerde de birbirinden değerli ipli kukla ve gölge oyunu sanatçılarıyla yaptığım röportajları ekleyip, festivalde izleyeceğim oyunları size anlatacağım. Çok popüler bir konu olmasa da yazılarımın sizi neşelendireceğini ve işinize yarayacağını umuyorum.

Sevgilerimle…

Not: “Kukla Sanatı” konulu mini dizime ait diğer yazıları ve röportajları, üzerilerine tıklayarak okuyabilirsiniz:

Geleneksel Gölge Oyunumuz Karagöz ve Hacivat

Emin Şenyer (Nam-ı diğer Hayali Saraç Emin) Röportajı

Cengiz Özek Röportajı

-Asuman Sübay Röportajı

-Pınar Akpınar Röportajı

Not 2: Aşağıdaki videodaki muhteşem dansöz, ipli kukla sanatçısı Pınar Akpınar‘a ait. Röportaj sonrası, hiç aklımda yokken, Pınar’ın  önerisiyle aniden çektiğim için biraz amatörce oldu ama yine de eklemek istedim. Ne de olsa benimki samimi bir blog. Bundan sonra daha iyilerini çekeceğim efendim.