Pınar Akpınar Röportajı

“Kukla Sanatı” isimli mini dizime, Pınar Akpınar ile devam ediyorum. Pınar’ın Maltepe’deki güzel atölyesinde, kendi projelerinin yanında sipariş üzerine sizin veya hediye etmek istediğiniz arkadaşınızın birebir benzeri kuklalarını yapıyor. Sanatçı ve işleri ile ilgili daha fazla bilgiye: kuklatolye.com adresinden ulaşabilirsiniz.

kuklaci

Pınar Akpınar

Azime Özgen: Ne yazık ki ülkemizde, akademik olarak kukla eğitimi sadece Kocaeli ve Dokuz Eylül Üniversiteleri’nde “Sahne Sanatları Bölümleri”nde ve MSGSF, Sahne Dekorları ve Kostümü Bölümü”nde veriliyor. Profesyonel olarak kukla sanatıyla ilgilenmek isteyenler için önereceğin alternatif eğitim kurumları nelerdir?

Pınar Akpınar: Bildiğim kadarıyla, kurulum aşamasında, bu sene açılacak yeni bir özel üniversite var. Kukla bölümü açmayı düşünüyorlar. Hatta bana da hoca olmamı teklif ettiler ama Levent’te olduğu için cesaret edemedim. Belki ilgilenenler başvurabilir. Ama diğer Güzel Sanatlar Akademileri gibi, giriş sınavında kara kalem ile çizim yapmak  gerekiyor. Bir de benimki gibi özel atölyelerde workshoplar alabilirler. Onun dışında kendi kendilerine yapmaları pek mümkün değil. Özellikle yüz ifadesini verebilmeleri çok zor. Eğitimin yanında tecrübe ve yetenek de gerekiyor.

Azime Özgen: Sana göre kukla yapımı ve oynatıcılığı bir arada mı yürütülmelidir yoksa farklı uzmanlık alanları mıdır?

Pınar Akpınar: Bence aynı kişi olmalı. Çünkü ben bir kuklayı yaparken, neresi, neden oynayacak ve bize ne verecek diyerek yapıyorum. Bunu başka bir kişi yaparsa, kukla ve oynatıcısı arasında bağlar kurulamaz veya zayıf olur. Mesela bu dansöz kuklanın omuzlarının, göğüslerinin ve kalçalarının oynaması gerekiyor. Ben onu yaparken en başta planlıyorum. Neye göre hareket edeceğini hesaplayıp iplerini ona göre bağlamak zorundayım. Bir başkası oynatabilir mi bunu, evet oynatabilir. Ama oynatıcının yapımcı olması daha sağlıklı. Karakteri ona göre oluşturuyoruz.

Azime Özgen: Aslında çok zengin bir kukla kültürümüz var. Osmanlı’nın son dönemlerine kadar geleneksel gölge oyunumuz Karagöz, mistik ve siyasi taşlama içeren metinleriyle yetişkinlere hitap ederken, sonrasında bir çocuk oyunu haline geldi ve giderek de önemini kaybetti. Bunu neye bağlıyorsun?

Pınar Akpınar: Yine kuklacılara bağlıyorum, çünkü yapmıyorlar. Kukla sanatını devam ettirmiyoruz. Güzel bir kukla, profesyonel bir sahne dekoru ve iyi bir senaryoyla bunu peki ala büyüklere izletebiliriz, aslında izleyici var.

Azime Özgen: Evet, İstanbul Kukla Festivali çok ilgi görüyor.

Pınar Akpınar: İzleyici var ama fark ettiysen o festival çok yabancı ağırlıklı. Türklerin tek bildiği Karagöz, ipli kukla ikinci planda.

Aslında daha çok öğrenci yetiştirilse, onlar hem yurt dışındaki gelişmeleri takip edip, hem kendi yöresel kukla karakterlerimizi yaratabilirler. Ama eğitim alanlar da genelde başka işler yapıyorlar. Sanırım ben bu bölümden çıkıp kukla atölyesi açan ender kişilerdenim.

Azime Özgen: Evet, yapım atölyesi olarak Asuman Sübay ve sen varsın bildiğim kadarıyla. Bir de Emre Tandoğan’ın kukla tiyatrosu var.

Pınar Akpınar: Evet , Emre Tandoğan da çok güzel işler yapıyor. Yani izleyici var aslında.

pınar akpınar

Çiçek Abbas ve Şakir, Pınar’ın güzel atölyesinde…

Azime Özgen: Ülkemizin genelinde kuklanın çocuklara yönelik bir gösteri olduğuna dair bir algı var. Sence de böyle mi? Dünyada bu konudaki genel fikirler nelerdir?

Pınar Akpınar: Tabi ki dünyada bu şekilde değil. Türkiye’de kuklalara bebek gibi bakılıyor ama aslında değil. Bebek sadece bir bebektir. Kukla insanın davranışları ile birlikte karakterini taklit eder. Bu yüzden siyasi bir konuyu kuklalarla verebilirsin ama bebekle veremezsin. Bunu bir çocukta izler, yetişkin de. Ama önemli olan kuklacının senaryoyu iyi yazması ve izleyiciye anlatmak istediklerini verebilmesi. Yani senaryo kime yönelik olursa o izler.

Türkiye’de çok fazla siyasi gerilim ve baskı var, kimse bir şey söyleyemiyor, konuşamıyor. Bu eskiden beri böyleymiş. Osmanlı’da o baskıdan sıyrılabilen ne oldu: Karagöz ve Hacivat. Neden, çünkü insanları güldürdü. Aslında güldürürken bir çok şeyi de eleştirdi. Bir yazar eleştiri yapmaya kalksa baskıya uğruyordu ama Karagöz, şakalarıyla eleştirdiğinde hem izleyici hem padişah buna gülebiliyordu.

El cezire’den gelmişlerdi, konuşurken konu açıldı: “izah edemediğimiz şeyleri mizah ediyoruz” demiştim. Mizah dilini kuklalarla çok güzel kullanabiliriz ama yapmıyoruz.

Azime Özgen: Sence Kukla Sanatçıları ülkemizde ve dünyada emeklerinin karşılığını maddi ve manevi olarak alabiliyorlar mı?

Pınar Akpınar: Ben alıyorum. Beklediğimin de üzerinde aldım. Bunu da çok fazla rakibim olmamasına bağlıyorum. Daha fazla yapan olsa fiyat düşürmem gerekebilirdi. Benim tek işim bu, hayatımı buradan rahatça kazanıyorum. Hatta reklam bile yapmıyorum, çünkü gelen siparişlere zaten yetişemiyorum. Haftada 1-2 tane yapabiliyorum. Ayrıca kendi oyunlarım ve projelerim var, onlara devam etmek istiyorum. Bir yeşilçam projem var hala yarım, vakit ayıramıyorum.

Çok sevdiğim, yapmak için üzerine para vereceğim bir işim var ve para kazanıyorum. Çünkü bunun değerini bilen kişiler var, haklarını verelim. Tabi maddi olarak gücünüz olması lazım. Mesela bir öğrenci belki buna bütçe ayıramaz ama ben ona yardımcı oluyorum o bana yardımcı oluyor, ortada buluşabiliyoruz.

Azime Özgen: Oynatıcılığını da yapıyor musun?

Pınar Akpınar: Evet, ama oynatma kısmında çok yer almıyorum. Benim amacım Yeşilçam filmlerini, kulalarla devam ettirmek, yeni yeni nesle o karakterleri kuklalarla göstermek istiyorum. Çok seviyorum eski sinemaları. İlerde sergi yapıp tüm filmleri orada sunacağız.

pınar akpınar

Hafize Ana, Mahmut Hoca ve Neşet Ertaş

Azime Özgen: Başka hangi projeler üzerinde çalışıyorsun?

Pınar Akpınar: Aslında sahne kurup, kendi senaryolarım ve karakterlerimle devam etmek istiyorum. Ama Yeşilçam önde, ilk bunu bitirip oynatmaya geçmek istiyorum.

Azime Özgen: Kukla sanatı hakkında söylemek istediğin başka şeyler var mı?

Pınar Akpınar: Festival başlıyor, bizden 2- 3 kişi var. Gölge oyunu ve ipli kuklalar bambaşka şeyler aslında. Bu üç boyutlu o iki boyutlu. Konusuyla, sahnesiyle, tasarımıyla, yöntemiyle her şeyiyle çok farklılar.

Kukla yapanı çok etkiliyor. Şu ahşapları alıyorum, oyuyorum, biçiyorum, kıyafetlerini dikiyorum. Sonunda bir bakıyorum adam olmuş karşımda duruyor, benimle konuşabiliyor. Ortada hiçbir şey yokken kendi kendine oluşuyor.

Azime Özgen: Tiyatroyla heykelin buluştuğu sanat diyorum ben. Karagöz ise resimle tiyatronun buluştuğu yer. Bu güzel sohbet için sana çok teşekkür ediyorum Pınar.

pınar akpınar

Kukla oynatmaya çalışan ben

Not: “Kukla Sanatı” konulu mini dizime ait, diğer yazıları ve röportajları üzerlerine tıklayarak okuyabilirsiniz:

Türkiye’de ve Dünyada Kukla Sanatı

Geleneksel Gölge Oyunumuz Karagöz ve Hacivat

Emin Şenyer (Nam-ı diğer Hayali Saraç Emin) Röportajı

Cengiz Özek Röportajı

-Asuman Sübay Röportajı

Cengiz Özek Röportajı

Geçen hafta“Türkiye’de ve Dünyada Kukla Sanatı” ve “Geleneksel Gölge Oyunumuz Karagöz” isimli yazılarımla başladığım mini dizime, ünlü hayâlî Cengiz Özek ile yaptığım röportajla devam ediyorum.

Bu yıl 19.su düzenlenecek İstanbul Kukla Festivali‘nin de kurucusu ve yönetici olan, çok yönlü sanatçı Cengiz Özek ve Karagöz sanatı ile ilgili daha fazla bilgiye cengizozek.com adresinden ulaşabilirsiniz.

cengiz özek

Cengiz Özek

Azime Özgen: Cengiz Bey, aslında çok zengin bir kukla kültürümüz var. Osmanlı’nın son dönemlerine kadar geleneksel gölge oyunumuz Karagöz, mistik ve siyasi taşlama içeren metinleriyle yetişkinlere hitap ederken, sonrasında bir çocuk oyunu haline geldi ve giderek de önemini kaybetti. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Cengiz Özek: İmpartaratorluğun son dönemlerinde, özellikle tanzimattan sonra, batı tarzında tiyatronun yavaş yavaş İstanbul sınırları içine girmesi, bu tür sahne sanatlarında seçkiyi çoğalttı. Ayrıca çok uzun süren Kurtuluş Savaşı dönemi var. O zamanlarda insanların değil eğlenmeye yemek yemeye parası yoktu. Tabi savaş sırasında bir kaç Karagözcü de kayboldu.
Cumhuriyetle birlikte geleneksel sanatların neredeyse tamamı tu kaka edildi. Tamamen batı normlarında sanat yapılması teşvik edildi. Hiçbir birikimimiz yokmuş gibi sıfırdan başladık. Türk sanatı fakirmiş gibi algılatıldı. Özellikle de tiyatroda… André Antoine ve Carl Ebert davet edilerek tamamen batılı tarzda eğitim veren “Ankara Konservatuarı” kuruldu. Stanislavski ekolünde bir stil geliştirildi. Bu kurumda geleneksel formdaki Türk tiyatrosu öğretilip anlatılmadı bile. “Aydın yazarlar” ise Karagöz’ü edepsiz, küstah ve kaba bir sanat olarak algıladılar ve yazılarında böyle bahsettiler. Bir takım devlet kurumları ise Karagöz’ü işlerine yaraması için propaganda amaçlı kullandılar. Mesela “Karagöz Ankara’da”, “Karagöz Vals Yapıyor” gibi didaktik oyunlar yazıldı. Yerli malları haftası gibi yerlerde kullandılar. Bunlar halkı soğuttu, çünkü didaktik şeyler her zaman sevilmiyor. Sonunda modanın rüzgarı bambaşka bir yere, batıya kaydı.
İşin ilginci belki de hükümetin etkisiyle,son on küsur yıldır, yeniden kendi öz kültürünü arayan bir nesil kendi kendine ortaya çıkmaya başladı. Günümüzde bunlara değer veren, geleneksel formdaki sanatların öğretildiği, sergilerinin açıldığı bir dönem başladı. Fakat o kadar uzun süre yok sayıldı ki bu sanatlar, aradaki onca yılı geçip, günümüze taşıyabilen sanatçı sayısı maalesef çok çok az. Geçmişte kalan şeylerin taklitleri yapılıyor. İşte belki de benim Karagözümün farkı burada ortaya çıkıyor. Ben mümkün olduğunca, aradaki o yüz yıllık boşluğu aşıp günümüzü yakalamaya çalışan Karagözcülerden biriyim. Sanırım onun için de bir çok uluslararası fetivalden bir çok davet ve ödül alabiliyorum.

Azime Özgen: Sizce bir Karagöz oynatıcısı mutlaka aynı zamanda tasvirleri de hazırlamalı mıdır? Yoksa ikisi farklı uzmanlık alanları olabilir mi?

Cengiz Özek: Çok gerekli değil ama keşke ikisini aynı kişi yapabilse diye düşünüyorum. Ama tiyatroda da olduğu gibi ortak çalışmalar da yapılabilir. Sonuçta her sahneye çıkan kendi kostümünü ve dekorunu hazırlamıyor. Ama kuklacılık biraz daha farklı, çünkü siz kuklayı yaparken en güzel nasıl oynayacağını, neresinin hareket edeceğini bilirsiniz, hissedersiniz. Bir de bunu oynatan kişi olursanız çok daha iyi oturur ve kukla daha iyi oynar.Çünkü tamamen ağırlık noktasıyla bağlantılı kuklanın hareketi. Karagözün şapkasının çıkması, tekrar düzelmesi gibi.
Özellikle ipli kuklada oynatıcının yapmasında fayda vardır. Öte yandan bu konuda uzmanlaşmış bir kişinin figürü çizip yapmasının da başka avantajları var. Mesela profesyonel bir tasarımcı tekstteki karakteri en iyi yansıtan çizimi yapabilir. Yani kesin bir şey söyleyebilmek zor. İki seçeneğin de avantajları ve dezavantajları var. Keşke ikisini de yapabilecek yetenekte kuklacılar olsa ki bunlar her zaman daha başarılı oluyor.

Azime Özgen: Siz geleneksel metinleri ve yapım tekniklerini mi kullanıyorsunuz. Yoksa kendinize ait olanları mı?

Cengiz Özek: Benim uzmanlık alanım Karagöz üzerine. Tabi ki diğer kuklalarla da çalışmalarım oldu ama daha çok gölge kuklası yapıyorum. Mümkün olduğunca geleneksel tekniği kullanıyorum çünkü o mükemmeliyete ulaşmış. Onu yeniden keşfetmenin anlamı yok ama günümüz multimedyalarını, yansıtma tekniklerini, ışık kaynaklarını kullanmak Karagöz’e başka türlü bir katkı sağlayacaktır. Şimdi son oyunum için farklı bir çalışma yapıyorum. Açılır kapanır dekorlar kullanacağız. İki dekorun arasında kalıp yalnız kalan Karagözün yanına bir hamleyle başka tipler gelebilecek. Bu tarz, daha çok oyun ve perde üzerindeki anlatım ve aktarımda değişik tarzları denemeye çalışıyorum. Figür yapımında ise geleneksel formları ve yapım tekniğini kullanıyorum. Burada da günümüzün boya seçkisini kullanıyorum.

Azime Özgen: Sadece kök boyaları kullanmıyorsunuz o zaman

Cengiz Özek:Sadece kök boya kullanılabileceğine inanmıyorum. Günümüz boyalarının sonsuz seçkisi var. Bildiğiniz gibi, zaten mürekkep 17. yüzyılda çıkmış, Karagözde de mürekkep kullanılmış gibi geliyor bana. Mesela mutlaka cevizi kaynatıp kahverengi elde etmişlerdir, sarı da zerdeçalla kolayca elde edilebir. Bunun dışında tespih böceği almak, kaktüs kaynatmak, çok meşakkatli işler. Halı boyamakla karagöz boyamak arasında fark var. İp boyayı emer ve renk belirgin hale gelir ama onu da sabitlemek için morgan denilen şeyler kullanılır. Boyalar koyun pisliği, şap gibi birçok şeyle kaynatılır ki sabitlensin. Renkler uçar gider yoksa. Hem kök boya sanıldığı gibi kalıcı değildir güneşte solar, onu bir takım şeylerle desteklemek gerekir.
Karagözü boyarken deriyi kaynatamayız ki. Deriye boyayı çok sürersen ıslanacağı için şişer ve delikler kapanır. Yapıyorum diyenler var, belki kendilerine göre teknik geliştirmişlerdir ama ben aşağı yukarı kırk yıldır bu işi yapıyorum ve buna inanmıyorum. Geniş anlamda kök boya kullanılamaz. Zaten alternatifini oluşturacak boyalar 17. yüzyıldan beri var. Kaldı ki hattatların hepsi siyah ve kırmızı mürekkebi kullanır.

Azime Özgen: Peki sadece geleneksel metinleri mi kullanıyorsunuz?

Cengiz Özek: Metinleri kendim yazıyorum. Eskilerini artık oynatmıyorum. Oynatacaksam da onları modernize edip günümüzle uyum içinde olmasını sağlıyorum. Yoksa mümkün değil o haliyle seyirciyle buluşması. Bir mesajı olmalı, yeni bir şey söylemeli oyun. Bu mesaj da didaktik değil görsel olmalı.
Karagöz’ün dört ana bölümü vardır: Giriş, söyleşi, ana oyun ve bitiş. Bunlar bütün oyunlarımda mevcut ama fasıl bölümleri yeni. Çevre kirliğini anlatan Çöp canavarında olduğu gibi. “Büyülü ağaç” isimli oyunum da ağaç kesmeme üzerine. Yeni hazırladığım “Sihirli Lamba”da da dostluk ve kardeşlik teması işleniyor. Bunu da görsel hareketlerle, jestlerle iletmeye çalışıyorum.

karagoz

“Büyülü Ağaç Oyunu”ndan bir sahne

Azime Özgen: Ülkemizde Karagöz ve Hacivat’ın çocuklara yönelik bir gösteri olduğuna dair bir algı var. Sizce de böyle mi? Dünyada bu konuda, gölge oyunları üzerine genel fikirler nelerdir?

Cengiz Özek: Evet, Karagöz ülkemizde çocuklara yönelik hale geldi, naif yapısı da biraz buna neden oluyor. Ama büyükler de rahatlıkla seyredebilirler. Bizim festivalimizde kulandığımız slogan da “İçinizdeki çocuğu çıkarın”. İçindeki çocuğu keşfetmek isteyen herkesin izleyebileceği sanatsal etkinliklerdir bunlar. Onun için sadece çocuklarla sınırlanmaması gerekir diye düşünüyorum. Tabi eskiden çocuklara yönelik değildi, konuları itibariyle büyüklere yönelik oyunlardı. Günümüzde herkesin seyredebileceği oyunlar haline gelmiştir.
Dünyada ise bildiğiniz gibi gölge oyunu Asya’da çok önemlidir. Gölge oyununun çıktığı varsayılan Endonezya, Hindistan, Tayland gibi ülkelerde gösteriler bizdeki gibi oyun formatında değil dini ritüel şeklindedir. 9 saat sürer. Mahabharata gibi dini metinler kullanılır. Bizim mevlüt törenlerine benzetebiliriz. Evlilik, ergenliğe geçiş gibi özel günlerin sonunda ve adak adanması durumunda oynatılır. Gece 7-8 gibi başlar sabaha kadar devam eder. Seyirci oyunun tamamını seyretmeyebilir, insanlar salona girip çıkabilirler. Kadınlar ve erkekler ayrı ayrı otururlar. Perde arkasında müzisyenlerden ve oyunculardan oluşan geniş bir kadro vardır. “Gamelan” denilen bir müzik eşliğinde oynatılır. müzisyenler oyun esnasında çay içip yemek yiyebilirler.
Çin’de ise oyun formatındadır. Çin gölge oyununun Moğol kökenli olduğunu düşünüyorum. Belgelerim yok ama kanaatim öyle. Çok ortak noktaları var. Gösteriler burada 45 dakika ile bir saat arasında sürer. Konular genellikle sosyal olaylar, örf ve adetler üzerinedir. Karagöz’de olduğu gibi, hikayeler gerçeküstü olaylar üzerine kurgulanmıştır.
Asya’daki gölge oyununu da artık çocuklar seyreder hale gelmiştir. Endonezya‘da ve Hindistan‘da ritüel olduğu için herkes seyrediyor.
Avrupa’da geleneksel bir gölge oyunu yok zaten, tamamen özgün oyunlar var. Daha çok tepegözler, projeksiyon makineleri kullanılıyor. Büyük perdelerde yapılıyor. Çocuklara veya büyüklere yönelik olabiliyor.

Azime Özgen: Sizce Karagöz sanatçıları ülkemizde ve dünyada emeklerinin karşılığını maddi ve manevi olarak alabiliyorlar mı?

Cengiz Özek: Ülkemizde profesyonel olarak zaten çok fazla gölge oyunu sanatçısı yok, bir kaç kişiyi geçmez. Aslında ilgilenen insanlar var. Türkiye’de sistemli ve iyi bir gösteri yapılırsa, emeğinin karşılığını alır. Bence dünyada da alıyorlar . Özellikle Endonezya’daki gölge ritüeli sanatçıları gösteriler karşılığında çok ciddi paralar kazanırlar, ülkenin en zenginleri sayılırlar
Avrupa’da da herhangi bir işte çalışan insanlar gibi rahatça hayatlarını kazanırlar. Bir de her gün oynamıyorlar tabi, tüm vakitlerini bu iş için harcamazlar.

Azime Özgen:Ne yazık ki ülkemizde, üniversitelerde Karagöz üzerine bir bölüm yok. Sizce bu sanatı icra etmek isteyenler hangi yolu izlemeliler? Yurt içinde veya dışında alternatif eğitim kurumları var mıdır?

Cengiz Özek: Mesela ben bu yıl, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda Türk Gölge Tiyatrosu üzerine ders vermeye başlıyorum.

Azime Özgen: Ne güzel. Ne şanslı çocuklar.

Cengiz Özek: İnşallah öyledir. Çok mutlu olacaklarını düşünmüyorum. İnsanların üzerinde, cumhuriyetin ilk yıllarındaki o algı devam ediyor. “Bu işle uğraşanlar gericidir” algısı var nedense. Ben konservatuarda okurken kendi meslektaşlarımın ve arkadaşlarımın da bana bu gözle baktıklarını çok iyi biliyorum. Çünkü okuduğum bölüm dışında Geleneksel Türk Sanatları Bölümü’nde, tezhip minyatür ,restorasyon ve süsleme sanatları üzerine de eğitim alıyordum.
Dünyada çeşitli yerlerde kurslar açılıyor, internet yoluyla öğrenebiliyorsunuz. Hem d çok açıklayıcı kitaplar satılıyor, incelenip bunun üzerinden bir noktaya varılabilir. Ülkemizde de zaman zaman Karagöz üzerine atölye çalışmaları yapılabiliyor, bunlara katılınabilir.Tabi bunlar masraflı işler, kolay değil.

Azime Özgen: Ama bu atölye çalışmaları profesyonel değil gibi geliyor bana.

Cengiz Özek: Evet, değil. Ülkemizde bugüne kadar çok profesyonel bir gölge oyunu atölyesi açılmadı ülkemizde. Açılabilir mi? Mümkün. Mesele şu, siz atölyeyi açınca yeterli sayıda kişi katılacak mı? Kiralanan mekanın bedeli karşılanabilecek mi? Ya da yurtdışından getireceğiniz hocaların masrafları kursiyerler tarafından karşılanabilecek mi? Ben inanmıyorum, bu yüzen de bugüne kadar girişmedim bu işe. Kursa gelen kişi de düşünüyor ki: ben buradan Karagöz sanatçısı olarak çıkar mıyım? Çıkarsam naparım? Bunun cevabını bulamadığı için de gelmek istemiyor.Bu sebepten insanlar amatör kurslara gidip, karagöz delmeyi öğrenip hobisiyle hayatına devam ediyor gibi geliyor bana.

Azime Özgen: Karagöz ve kukla festivali hakkında söylemek istediğiniz başka şeyler var mı?

Cengiz Özek: Bu yıl 19.sunu yapıyoruz festivalin. İlk başladığımız günden bu yana çizgimiz değişmedi. Zaten festivallerin amacı da budur. En uç gösterilerden en geleneksel gösterilere kadar oyun seyretmek mümkün festivalimizde. Kuklayla yeni tanışan bir insan bizim festivalimizi baştan sona seyrettiğinde kukla sanatı hakkında bilgi sahibi olabilir.
Bu yıl hazırladığımız seçkide, dünyanın farklı yerlerinden 20 ayrı grup, 70 kez perde diyerek seyirciyle buluşacak. On beş gün için oldukça iyi bir sayı. Günümüzde 70 oyunu on beş günde seyirciyle buluşturmak ve doldurmak gerçekten zor bir iş. Ülkemizde hiçbir tiyatro yılda 70 kere perde açamıyor. Bu alkışlanacak bir durum. Hatta bu kadar ilgi gösterdiği için seyircinin alkışlanması gerekiyor. Bütün oyunları doldurabiliyor, demek ki bir istek var. Bu yüzden bu festivali yapmaktan dolayı son derece mutluyuz. Keşke daha geniş bir zamana yayabilsek ama nefesi bu kadar yetiyor seyircimizin.
Aslında bütün bu festivali yapmakta Karagöz’ü tanıtma amacı yatıyor. Yalnız Türkiye’ye değil bütün dünyaya. Bugüne kadar 250’nin üstünde grup ağırladık ve 2000’in üzerinde kukla sanatçısını İstanbul’a davet ettik Hepsi Karagöz’le tanıştılar ve kendi ülkelerinde böyle bir sanat varmış diye anlatabilecek durumdalar.

Kültürler arası etkileşimin Karagöz açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü çok geniş bir coğrafyaya sahip Karagöz. İmparatorluk sınırları içinde İstanbul’dan başlayıp Suriye, Mısır, Lübnan Filistin, Ürdün, Libya, Tunus, Kıbrıs, Yunanistan ve Balkanların bir çok noktasında karagöz oynatılmış, oradaki kukla geleneğini yeniden yapılandırmış, hatta adını vermiştir. Günümüzde hala Yunanistan’da “Karagiozis,” Suriye’de “Karagöz ve Ayvaz”, Mısır’da da “Aragoz” adıyla oynamaya devam etmektedir. Onun için bu festivali Karagöz’e armağan ettik.
Bütün bu çalışmalarımızın neticesinde çok önemli bir projemiz var. Bir Karagöz müzesini, atölyesini ve oyunlarının oynanadığı tiyatro salonunu içine alan değişik bir konsept yaratmak istiyoruz, hedefimiz bu.

Azime Özgen: Çok teşekkür ediyorum Cengiz Bey.

19. İstanbul Kukla Festivali’nde sahnelenecek Cengiz Özek oyunları:

“Büyülü Ağaç
16 Ekim Pazar 14:00 Küçükçekmece Sefaköy KSM.
18 Ekim Salı 10:30 Caddebostan Kültür Merkezi
23 Ekim Pazar 14:00 Küçükçekmece Cennet KSM.
27 Ekim Perşembe 11:00 Akbank Sanat
30 Ekim Pazar 14:00 Küçükçekmece Atakent KM.

“Çöp Canavarı”
19 Ekim Çarşamba 10:10 Terakki Okulları
19 Ekim Çarşamba 13:10 Terakki Okulları
20 Ekim Perşembe 14:00 Küçükçekmece Cennet KSM.
28 Ekim Cuma 11:00 Akbank Sanat

Not: “Kukla Sanatı” konulu mini dizime ait, diğer yazıları ve röportajları üzerlerine tıklayarak okuyabilirsiniz:

Türkiye’de ve Dünyada Kukla Sanatı

Geleneksel Gölge Oyunumuz Karagöz ve Hacivat

Emin Şenyer (Nam-ı diğer Hayali Saraç Emin) Röportajı

Asuman Sübay Röportajı

-Pınar Akpınar Röportajı

Geleneksel Gölge Oyunumuz Karagöz ve Hacivat

 Bir önceki yazım, genel  “kukla sanatı” hakkındaydı.  Bu yazımda ise daha ayrıntılı olarak, çok zengin bir kültüre sahip olan geleneksel gölge oyunumuzdan bahsetmek istedim. Karagöz ve Hacivat ‘ın kendine ait mistik evreni beni hep çok etkilemiştir. Kendine has çizgi karakteriyle insanların, evlerin, hayvanların, ağaçların dünyasının, nostaljik bir çocuk oyunundan fazlası olduğunu düşünürdüm hep.
Yıllar sonra, muhteşem bilgi kaynağı internetin hayatımıza girdiği yıllarda, ünlü gölge oyunu sanatçısı Emin Şenyer’in (Nam-ı diğer Hayali Saraç Emin) karagöz.net isimli sitesine rastlamamla bu konuda yanılmadığımı anladım. En önemli geleneksel sanatlarımızdan Karagöz ve Hacivat ile ilgili şaşırtıcı, heyecan verici ve hüzünlendirici pek çok bilgiye erişebildim.

geleneksel-golge-oyunumuz-karagoz-ve-hacivat

Karagöz ve Hacivat

Kökeninin nereden geldiği ile ilgili ihtimallere girmeyeceğim, bu tarz ansiklopedik bilgiler zaten her yerde var. Beni en çok etkileyen, Karagöz’ün başlangıçta siyasi taşlamalar içeren, yetişkinlere yönelik bir oyun olmasıydı. Hikayelerin bir çoğu mistik ve tekinsiz metinlere sahipti. Hatta Karaköy civarında, denizciler için, erotik konulu Karagöz oynatan yerler vardı. En popüler olduğu yıllarda öykülerin genel bir kurgusu olmakla birlikte, diyaloglar doğaçlama ve gündeme uygun olarak yapılıyordu. Tanzimat dönemi‘nde getirilen sansürler ve metne bağlı kalma zorunluluğuyla birlikte özelliğini yitirip halkın ilgisini kaybetmeye başladı ve sonunda didaktik senaryolarla oynatılan bir çocuk oyunu haline geldi.
karagöz.net ‘de bir makale vardı ki beni gerçekten derinden üzdü. Karagöz sanatçısı ve araştırmacı Ünver Oral yıllar önce tezini Karagöz ve Hacivat üzerine yapmak isteyen Danimarkalı bir kadın öğrenciden bahsediyordu. Bu hanım tezi için Türkiye’ye gelmeden önce yolu üzerindeki Yunanistan’a uğramıştı. Burada Yunan Karagöz’ü olan“Karagiozis” ile ilgili bolca broşür, kitap, plak ve tiyatro görünce çok sevinmiş ve “kimbilir anavatanı olan Türkiye’de neler bulurum” diyerek orada herhangi bir araştırma yapmamıştı. İstanbul’a gelip, bir çatı katı tutmuş ve heyecanla kendini Beyoğlu’na atıp kitapçıları gezmeye başlamıştı. Tahmin edebileceğiniz gibi, ne bir kitap, ne bir oyun bulabilmişti. Tesadüfen eline geçen bir broşürden Ünver Oral’a ulaşsa da sonuç olarak hevesini kaybedip ülkesine dönmüştü. (İlgili makaleye buradan ulaşabilirsiniz.)

Karagöz ve Hacivat

Yeniçeriler (2011, Belçika) Karagöz’ün yapım tekniğinden esinlenerek hazırladığım, altı hareketli, sırsız seramik heykel.

Kendi kültürümüzü ve sanatımızı bu kadar dışlamamıza rağmen, sayıları az da olsa, neyse ki hala çok değerli gölge oyunu sanatçılarımız var. Bundan sonraki yazılarımda, çok değerli iki “hâyalî”yi (Karagöz oynatıcısı) size tanıtıp onlarla yaptığım röportajları yayımlayacağım . Biri Metin Özlen‘in öğrencisi, Hâyalî Saraç Emin (Emin Şenyer). Diğeri de bu yıl 19.su yapılacak İstanbul Kukla Festivali’nin kurucusu ve yöneticisi Cengiz Özek. Onlara sorduğum sorularla hem kendimi hem sizi bilgilendirmek istedim.
Kim bilir,belki ülkemiz ve kültürümüz için gereken farkındalığı birlikte yaratırız.
Sevgilerimle….

Not: “Kukla Sanatı” konulu mini dizime ait röportajları ve diğer yazıları üzerlerine tıklayarak okuyabilirsiniz:

Türkiye’de ve Dünyada Kukla Sanatı

Emin Şenyer (Nam-ı diğer Hayali Saraç Emin) Röportajı

Cengiz Özek Röportajı

-Asuman Sübay Röportajı

-Pınar Akpınar Röportajı

İstanbul Kukla Festivali’nde sahne alacak gölge oyunları:

“Büyülü Ağaç” Cengiz Özek
16 Ekim Pazar 14:00 Küçükçekmece Sefaköy KSM.
18 Ekim Salı 10:30 Caddebostan Kültür Merkezi
23 Ekim Pazar 14:00 Küçükçekmece Cennet KSM.
27 Ekim Perşembe 11:00 Akbank Sanat
30 Ekim Pazar 14:00 Küçükçekmece Atakent KM.

“Çöp Canavarı” Cengiz Özek
19 Ekim Çarşamba 10:10 Terakki Okulları
19 Ekim Çarşamba 13:10 Terakki Okulları
20 Ekim Perşembe 14:00 Küçükçekmece Cennet KSM.
28 Ekim Cuma 11:00 Akbank Sanat

“Yalancı Karagöz” Emin Şenyer
19 Ekim Çarşamba 11:00 Yunus Emre KM Turhan Tuzcu Sahnesi

“Dünyanın Yemeği” Tiyatrotem
18 Ekim Salı 20:00 Yunus Emre KM. Turhan Tuzcu Sahnesi

Türkiyede ve Dünyada Kukla Sanatı

 Kukla Sanatı ile ilk kez karşılaşmam 7-8 yaşlarımdayken olmuştu. Annemin götürdüğü, yanlış hatırlamıyorsam Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde sahne alan bir kukla tiyatrosunu seyredip büyülenmiştim. Hala devam eden ilgimin sebebi donuk ifadelerindeki gizem mi, renkli dokuları ve kıyafetleri mi yoksa nostaljik olmaları mı bilmiyorum.

kukla sanatı

Asuman Sübay’ın kukla atölyesinden….

Bence kukla Sanatı, üç boyutlu oyuncularıyla, tiyatro ve heykel sanatlarının buluştuğu, çok özel bir disiplin. Tabi gölge oyunu deri üzerine çizilmiş figürleriyle, farklı olarak resim ve tiyatroyu birleştiriyor. Çok geniş bir konu olması dolayısıyla, özel olarak bir sonraki yazımı geleneksel gölge oyunumuz “Karagöz“e ayıracağım. Sonraki günlerde de sizinle ünlü kukla ve gölge oyunu sanatçılarıyla yaptığım röportajları paylaşacağım. Umarım festival öncesi, kuklalar hakkında hazırladığım bu mini dizi sizi de, benim gibi mutlu eder.
İstanbul Kukla Festivali bu yıl, 15-30 Ekim tarihlerinde perde açacak. Dünyanın farklı yerlerinden ve ülkemizden 20 grubun katılacağı etkinlikle ilgili bilgilere istanbulkuklafestivali.com/tr/ adresinden ulaşabilirsiniz. 19 yıldır düzenlenen festivalin kurucusu ve yöneticisi Cengiz Özek‘le, yaptığım röportajda, şimdiye kadar 250’nin üzerinde grubun ve 2000 civarı sanatçının ülkemizde ağırlandığını öğrendim. En güzeli de her bir oyunun kapalı gişe oynanması, ki bunun da kukla tiyatrosu kurmak isteyen tüm sanatçılara cesaret verebileceğini düşünüyorum.
Seramik Bölümü’nü çok severek okudum ve çamura aşığım ama ilerde yüksek lisansımı farklı bir bölümde yaparak değişik yönlerde de gelişmek istiyorum. Özellikle sanat tarihi ve kuklacılık branşları var aklımda. Ne yazık ki ülkemizde sadece üç üniversite, akademik olarak kuklacılık eğitimini, , “Sahne Dekor ve Kostüm Tasarım Bölümü” altında veriyor. Aslında röportajları yapmamın bir nedeni de kendimi ve sizi bu konuda nasıl profesyonel bir eğitim alabileceğimiz  konusunda bilgilendirmek.

yeniceri-1

Yeniçeriler (2011)-Karagöz’ün yapım tekniğinden esinlenerek hazırladığım, altı sırsız seramik kukladan biri

Bu arada ilginizi çekiyorsa “Yetişkinler İçin Kukla Temalı Filmler” başlığıyla Onedio‘da oluşturduğum galeriye de bir göz atabilirsiniz. Özellikle “Being John Malkovich”i, “Strings”i ve Karagözün yapım tekniğinden esinlenen animasyon sanatçısı Lotte Reiniger‘ın 1926 yapımı “Prens Ahmed’in Maceraları”nı tavsiye ediyorum.
Yukarıda da bahsettiğim gibi cumartesi yayımlayacağım bir sonraki yazımın başlığı “Geleneksel gölge oyunumuz Karagöz” olacak. Sonraki günlerde de birbirinden değerli ipli kukla ve gölge oyunu sanatçılarıyla yaptığım röportajları ekleyip, festivalde izleyeceğim oyunları size anlatacağım. Çok popüler bir konu olmasa da yazılarımın sizi neşelendireceğini ve işinize yarayacağını umuyorum.

Sevgilerimle…

Not: “Kukla Sanatı” konulu mini dizime ait diğer yazıları ve röportajları, üzerilerine tıklayarak okuyabilirsiniz:

Geleneksel Gölge Oyunumuz Karagöz ve Hacivat

Emin Şenyer (Nam-ı diğer Hayali Saraç Emin) Röportajı

Cengiz Özek Röportajı

-Asuman Sübay Röportajı

-Pınar Akpınar Röportajı

Not 2: Aşağıdaki videodaki muhteşem dansöz, ipli kukla sanatçısı Pınar Akpınar‘a ait. Röportaj sonrası, hiç aklımda yokken, Pınar’ın  önerisiyle aniden çektiğim için biraz amatörce oldu ama yine de eklemek istedim. Ne de olsa benimki samimi bir blog. Bundan sonra daha iyilerini çekeceğim efendim.